evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2012 Salı

Evlilikte Eşler Arasında İletişim


Eşler arasında iletişim nasıl kurulur?

Eğitim gören, çalışan veya dış dünyaya kendilerini kapatmamış kadınlar için eşleriyle iletişim kurabilmek biraz daha kolaydır. Ama bütün hayatı akşama kadar dört duvar arasında sadece ev işi yapmak ve çocuklara bakmakla sınırlanan, okumayan, hiçbir uğraşı olmayan, beynini ve becerilerini geliştirmeyen pek çok kadının ise, eşleriyle konuşacak konuları genellikle giderek azalır. Özellikle daha üst düzeyde eğitim yapmış veya iş hayatında çok başarılı erkeklerin eşlerinden beklentileri de genellikle daha fazladır. Farkında olmasalar da, genellikle eşlerinin kendilerine ulaşmak için çaba göstermesini bilinç dışında beklemektedirler.

Oysa ki, diğer yanda, akşam evde "Hadi bana anlat, neler oluyor dünyada" diyen ve kocasının düğmesine bastığı an bütün gününü kendisine teker teker anlatacağını uman pek çok kadın, sonunda büyük hayal kırıklığına uğramaktadır. Kocasıyla konuşacak konusunun olabilmesi için, kadının belli bir birikime yavaş da olsa sahip olma yolunda biraz çaba göstermesi gerekir. En azından dış dünyadan çok kopmaması, olaylarla ve diğer insanlarla ilişkisini sürdürmesi, gereğinde uyanık ve aktif olabilmesi gerekir.

Ancak, bu konuda erkeklerin kendi içlerindeki çelişki ve bencillik bunu genellikle güçleştirmekte veya imkânsızlaştırmaktadır. Pek çok erkek, kadından öncelikle ve sadece evde işleri iyi ve temiz yapan, çocuklarına iyi bakan, tüm ihtiyaçlarını karşılayıp kendilerini rahatlatan rolde olmasını beklerler. Hatta pek çok erkeğin aşırı kıskançlığı ve eşini evde kapatması, aslında erkeğin eşine değil, kendine güvensizliğinin belirtisidir. Hatta eşlerinin örtünmesini ısrarla bekleyen erkeklerin büyük çoğunluğu, kadını sadece cinsel varlık olarak gören ve zaten her gördükleri kadının kendilerini cinsel anlamda uyaracağından korkan erkeklerdir. Kocanın bu ve benzeri baskıları ile eve kapanan, beyninin içinin de gelişmesine fırsat verilmeyen kadınların, eşleriyle konuşacak konularının yavaş yavaş tükenmesine şaşmamak gerekir. Böylece kocanın kompleksi veya kadının kendi pasifliği ve tembelliği, karı-koca arası iletişimi sıfıra indirir.

Ancak, iletişim ille de konuşacak konuların bol olması anlamında da düşünülemez. Aynı işyerinde çalışan veya aynı meslekte olan pek çok eşler arasında da diyalog ve iletişim, bazen hiçbir zaman kurulamamaktadır. Aslında iletişim, insan insana ilişkinin başlangıcıdır. İnsanların birbirleriyle ilişki kurabilmeleri için, insanın önce kendini ifade etmesi ve karşısındakinin kendini ifade etmesine karşı anlayışlı olması, bir fırsat hazırlaması gerekir. Eşlerin birbirleriyle ruhsal, toplumsal ve cinsel beklentilerini ortaya koymaları, bunları dile getirebilmeleri, karşılıklı alışverişte bulunmaları gerekir. Karı-koca birbirlerine verdikleri mesajları aynı anlamda anlayıp değerlendiremiyorsa, bir iletişim bozukluğu ve eksikliği söz konusu demektir. Bu iletişim bozukluğunu gidermek için çaba göstermek, her iki eşin de görevidir.

İnsanların ruhsal sorunlarıyla, uyum ve uyumsuzluklarıyla uğraşan biz psikiyatristler, genellikle şu görüşü savunuruz. Bu görüş: Olağandışı büyük felaketlerin veya büyük dengesizliklerin olmadığı evliliklerde, iki insanın mutluluğu için, normal zekaya, normal ruh ve beden sağlığına, normal çevre koşullarına ve iyi niyete sahip olmak yeterlidir.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Evlilikte Cinsel Hayat


Cinsel Açıdan Evlilik:

Evlilik, cinsel tamamlanma ve paylaşmadır aynı zamanda. Cinsiyetle ilgili konular, cinsel organlar ve cinsel faaliyetler dünyanın her yerinde ve her zaman insanların ilgisini çekmiştir. Çiftleşme yoluyla üreyen diğer hayvanlarda olduğu gibi, beden yapısı, organları ve hormonları insanın cinsel haz duymasına yarayacak biçimde yaratılmıştır. Örneğin bebeklerin altı temizlenirken veya bezi değiştirilirken, küçük çocuklar giydiği pantolon, bindiği bisiklet cinsel organlarına sürtünürken, cinsel bir haz alırlar. Yetişkin insanın ağzında, dudaklarında, çenesinde, genital organlarında ve diğer bazı bölgelerindeki sinir uçları da cinsel uyarılara karşı duyarlıdır. Doğa insanı böyle yaratmıştır, bunu inkara biyolojik olarak imkan yoktur. Öyleyse cinsel yaşam hep vardır, hep ilgi çekmiştir, doğa belki de canlıların varlığını sürdürmek amacıyla cinsel yaşamı haz alma yeteneğiyle birleştirmiştir.

Evlilik ilişkisiyle aynı yatağı ve aynı evi paylaşan kadının ve erkeğin, böylesine doğuştan beri var olan cinsel dürtülerine artık doyum sağlayabilmeleri ve hiçbir cinsel sorunlarının olmaması gerekirdi. Oysa ki, hukuksal, toplumsal, töresel ve kişisel olarak kabul edildiği ve hatta bedensel ve ruhsal hiçbir bozuklukları da bulunmadığı halde, pek çok eşin evlilikte iyi bir cinsel uyum sağlayamadıklarını ve mutlu olmadıklarını hep biliyoruz.

Örneğin, bugün hâlâ pek çok eş, cinsel ilişkiden kadınların da erkekler kadar zevk duyabileceğinin bilincinde değil gibidir. Oysa ki, cinsel haz, eşler arasında paylaşılırsa, her iki taraf için de anlamlı hale gelir. Bunu sadece erkeği rahatlatan bir görev veya salt çoğalmaya yarayan bir araç gibi gören çiftlerin anlamlı bir ilişkiyi yaşayabilmesi mümkün değildir.

Kadının ve Erkeğin Evlilikten Beklentileri


Nedir kadının ve erkeğin evlilik beklentileri?

Gerçekte her iki cinsin de evlilik beklentileri temelde birbirinin aynıdır: Huzur verici, güven verici bir yaşam. Bu ise, eşler arasında hem iyi bir duygu alışverişi, hem iyi bir cinsel tamamlanma varsa mümkündür. İkisi bir bütündür. Cinsel tamamlanma ve cinsel doyum, günlük yaşamı etkiler, günlük yaşamın etkisi ise cinsel yaşama yansır.

Öyleyse bu tamamlanma, paylaşma nasıl sağlanabilir? Şu temel ilkenin de ciddiyetle benimsenmesi ve uygulanması, insan ruh sağlığının temeli olarak kabul edilmiştir:

Ruhsal açıdan sağlıklı ve duygusal anlamda olgun insan değiştirilmesi mümkün olmayan gerçekleri oldukları gibi kabul eder, ama değiştirilmesi mümkün olan gerçekleri değiştirmek için de elinden gelen tüm çabayı gösterir.

Oysa pek çok mutsuz evlilikte eşlerin bu ayırımı yapmadığına tanık oluyoruz. Değiştirilmesi mümkün olmayan olaylar karşısında hala "neden oldu?", "niçin oldu?", "nasıl da oldu?" şeklinde uzun süren büyük yakınmalar göstermektedirler. Örneğin, ölüm, kabul edilmesi ve telafisi mümkün olmayan en zor olaydır. Ama ne yapalım ki, bütün insanlar ölümlüdür, öyleyse bu konuda biz yapabileceğimiz şeyleri yapmışsak ve yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamışsa, ölüm gerçeğini kabul etmek zorundayız. Tıpkı ölüm gerçeğini kabul etme zorunluluğumuz gibi, değiştiremeyeceğimiz diğer gerçekleri de oldukları biçimde kabul edebilmemiz son derece önemlidir. Atasözünün dediği gibi, "Olmuşla' ölmüşe çare yok" gerçeğini kabul edebilsek, bundan sonra aynı hataların tekrarlanmaması için gerekli önlemleri alsak, değiştirilmesi gereken gerçekler için çaba harcayabilsek, çok daha mutlu olur ve mutlu ederdik. Bunu yapabilen insanlara psikoloji dilinde "duygusal bakımdan olgun insan" denir. Psikoloji dilinde insanın kafa-düşünce olgunluğu ile duygusal olgunluğu ayrı ayrı şeylerdir. İş başkalarına gelince, belki en doğru nasihatları verebilen olgun ve akıllı bir insan, eğer kendisiyle ilgili konularda aynı olgunluğu göstermiyorsa, bu insana "duygusal anlamda olgunlaşmamış, çocuksu kalmış" denir.

Özellikle ülkemizde kimi eşlerin temel noktalarda birbirlerini oldukları gibi kabul etmediklerini, eşlerini kendi düşünce ve beklentileri doğrultusunda değiştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Pek çok eş, karşılıklı saygıya dayanmayan evliliklerin sadece bir menfaat veya iş ortaklığı haline dönüştüğünü görmüyorlar. Bu durumda evlilik ya zorla tahammül edilen bir beraberliğe ya da açıkça tahammülsüzlüğe dönüşür. Öyleyse nedir saygı? Nedir diğerinin kişiliğini kabul etmek? Bilmemiz gerekir ki, her insan farklı kişilik özelliklerine sahiptir. Her insanın yetişme biçimi, içinde yetiştiği çevre koşulları ve etkilenme biçimi farklıdır. Hatta aynı ailede yetişmiş kardeşlerin ve çoğu ikizlerin bile farklı yetenekleri, farklı istekleri vardır. Gelecek beklentilerinin, özlemlerinin hatta mutluluk ve mutsuzluk anlayışının bile bütün insanlarda aynı olmaması doğaldır. Öyleyse ömür boyu bizimle birarada yaşayacak insanı nasıl olur da tümden değiştirmeye, kendi düşündüğümüz kalıpların içine sokmaya çalışabiliriz? O da bizi kendi özlem ve kendi görüşlerinin içinde eritmeye çalışınca, buna isyan etmez miyiz? "Evet, ben böyle düşünüyorum, ama eşimin bunu böyle değerlendirmeyeceğini biliyorum, öyleyse ikimiz için uygun, ortak çözüm yolu ne olabilir?" diyebilen insan, gerçekte eşine ve kendine saygı duyan, olgun insandır. "Ben eşimin nerede, ne kadar değişeceğini ve hangi şeylerden rahatsız olacağını bilirim, öyleyse ikimize uygun sınırı iyi çizmeliyim" diyebilen eşler, zaten karşılıklı anlayış içindedir, diyebiliriz.

Tipik bir örnek alalım: Diyelim ki, bir kadın, kocasının çok dürüst, namuslu, çalışkan, görevlerini harfi harfine yerine getirmeye özen gösteren, kurallara bağlı, dikkatli, prensip sahibi bir insan olduğunu biliyor. Ama bu insan, çok para kazanamıyor. Karısının "Sen de niçin başkaları gibi çok para kazanamıyorsun. Git ne yaparsan yap, ben de herkes gibi şunlara şunlara sahip olmak istiyorum" tarzında eşini, kişiliğinin tamamen dışında davranmaya zorluyor. Böylesi tutumun evliliği ve eşleri eninde sonunda yıpratacağı açıktır.

Oysa aynı kadının "Evet ben şunlara şunlara sahip olmak istiyorum, ama kocamın hırsızlık yapmayacağını da biliyorum, öyleyse bu şeylere sahip olabilmek için benim bu eve katkım ne olabilir, ben ne yaparsam istediklerime sahip olabilirim, ya da ne şekilde kocamın işlerini kolaylaştırayım ki, o bunları alabilir hale gelsin?" biçiminde yaklaşımı ise evliliğe mutluluk getirir. Bir başka örnek alalım. Diyelim ki, evli bir kadın, belli bir mesleği sürdürmek üzere eğitim yapmış ve bu meslekte çalışmanın kendisine çok doyum verdiğini eşi de biliyor ama, "Ben kendime karısını çalıştırıyor dedirtmem, diğer kadınlar gibi otursun evde, ev işi ve çocuklar nesine yetmez" düşüncesiyle onun çalışmasına karşı çıkıyor. Böyle bir evlilikte, eşi bir süte boyun eğse de acaba mutlu olur mu? Acaba erkeğin "Evet, eşim için mesleğini yapmanın önemli olduğunu biliyorum, eşim mesleği iie ev kadınlığını bağdaştırmayı göze aldığına göre, ben bu konuda kendisine neden anlayışlı davranmayayım?" düşüncesi erkekliğinden bir şeyler kaybetmesi midir? Yoksa evliliğine mutluluk kazandırması mıdır?

Özetle, ruh sağlığı alanındaki tecrübelerimiz bize şunu söyler: Eğer insanlar, eşlerinin değiştirilmesi mümkün olmayan yönlerini kabul eder, değiştirilmesi mümkün olanlar üzerinde de ortak noktalarda uzlaşabilirlerse, mutlulukları uzun süreli olacaktır.

23 Mart 2012 Cuma

Cinselliğin Evliliğe Etkileri


Bir müzikholde şarkı devam eder; «Kadınlar hem şöyle, hem böyle erkeklerden hoşlanırda neden benden hoşlanmazlar.»

Bu, aslında toplumumuzda iki insanın aşık olup evlenmelerinin nedeniyle ilgili bilgimizin özetlenmiş şeklidir. Birçok toplumda aşk, evliliğin nedeni değildir. Örneğin Hindistan'da evlilikler aile tarafından hazırlanır, geleneksel olarak birkaç köy, damadın bulunduğu köye gelin adayları götürür ve bunların arasından aile seçimini yapar. Damat gelini evlilikten önce görmez. Bu tür evliliklerin gayet iyi yürüdüğü görülmektedir. Her biri görevlerini ve sorumluluklarını bilir ve yaşamın cinsel yanı da, bu tür evliliklerde sınırlandırılmıştır. Fakat bizim toplumumuzda, beraber yaşayacakları, çocuklarını beraber yetiştirecekleri, birbirlerine dayanak olacakları konularda ilgili kararları erkekle kadın birlikte alırlar. Değişik, apayrı ortamları, eğitimi, deneyi, sevgileri, nefretleri, görüşleri ve her birinin kişisel yapısı düşünülürse bu iş hiç de kolay bir iş değildir. Aslında eş seçiminin sınırlı olduğunu gösteren çalışmalar yapılmıştır. İçlerinden birinin seçildiği "elverişli zevceler kadrosu" genellikle ırk, sosyal sınıf, yaş, eğitim derecesi, yaşadığı yer, adayın dini göz önünde tutularak meydana gelmiştir. Birkaç çiftin beklenen sınırlar ötesine geçip ayrı sınıf veya ırklarda başarılı evlilikler yaptığı görülmüştür, fakat bünyesinde birçok ırkı barındıran toplumlarda bile, örneğin, Malaysiya'da ve Fiji'de ırklar arası evlilikler olağan değildir.

evlilikte cinsel hayat cinselliğin evliliğe etkileri uygun eş seçimi evlilik

"Sosyal etken" kadar önemli, pek anlaşılamamış başka bir tamamlayıcı "gereksinim etkeni" vardır. Bu etken her birey için az çok özeldir ve genellikle kendi bilinçleri dışında, aşık olmaları gereken adamı seçerler. Birine annelik etmek gereğini duyan kadın, belirli bir sorunu olan erkeği seçebilir ve annelik gereksinimini o kişiye bakarak, sorununu yenmesine yardım ederek doyurur. Saldırgan bir erkek, hiç bir karşılık görmeden saldırganlık istemini doyurabileceği sessiz ve korkak bir kadın seçebilir. Bunlar çok aşırı örneklerdir ve gerçekte olay, daha çok evliliklerin mantıksal değil de duygusal nedenlerle yapılmasından ötürü bütünüyle anlaşılamamıştır. Bu evliliklerde tamamlayıcı gereksinim etkeninin rol oynadığı belirtilmiştir. Fazla cinsel güce sahip bir erkek, cinsel bakımdan zayıf veya evlilik öncesi birleşmeyi doğru bulmayan bir ortamda yetiştirildiği için cinsel ilişkiyi kabul etmeyen bir kızı çekici bulabilir. Erkeğin evliliği, isteyişindeki tek önemli neden kızın evlilik öncesi cinsel birleşmeye yanaşmayışı olabilir. Bu arada o erkeğin başka birçok kızlarla cinsel ilişkileri olmuştur. Fakat yetiştiği ortam, onu erdenliğe önem vermeye ittiği için, beraber olduğu kızlardan biri daha uygun bir eş olabileceği halde hiç biriyle evlenmeyi hatırına getirmez.

Toplumumuzda cinsel uyum evliliği devam ettirecek bir etkendir, ama birçok nedenden ancak biridir. Evlilikte eğer eşlerden biri cinsel ilişkinin utanç verici ya da kirli bir olay olduğuna inandırılmışsa ve onun çiftlere ortak zevk veren bir olgu değil de, kadının gayet edilgin olarak dayanması, çekmesi gerekli bir şey olduğunu sanırsa, sorunlar baş gösterecektir.

Açıkça, çiftler cinsel eğitim görmüşlerse uyumsuzluk ortadan kalkmayacak, ancak sorunlar azalacaktır. Tabiî, cinsellik bilgisi, kocası alkolik ya da çapkın bir kadım daha mutlu kılmayacaktır. Eğer erkek kaba, duygusal yönden sağlıksız veya bütünüyle bencilse, cinsiyet bilgisi bile evliliğin devamını da sağlamayacaktır. Fakat bir şahıs tarafından diğerinin kişiliğini bozacak herhangi bir atılım, yasal olmasa da, insanlığa karşı bir suçtur; özellikle eğer iki insan uzun süredir yakın bir ilişkideyse. Kişiliğin cinsel yönü önemli olduğu için cinsel uyum da devamlı bir evlilik için o derece önemlidir ki, 'evlilik güçleştirilmeli, boşanma kolaylaştırılmalıdır'.












26 Şubat 2012 Pazar

İnsanlar Neden Evlenirler?


İNSANLAR NEDEN EVLENİR? NEDEN EVLENİRİZ?

Bu sorunun yanıtını bulmak pek kolay değildir. Her yıl milyonlarda kişi para ödeyip, evlendirme memurunun karşısında durup, ömür boyu birbirlerine bağlı kalma yemini etmektedirler. Eğer birisi onları park yerinde durdurup bunu neden yaptınız diye soracak olursa binlerce değişik sebep ortaya sürülecektir: «Bir yuva kurmak... çocuk sahibi olmak... çünkü birbirimizi seviyoruz... çünkü benden evlenmem bekleniyordu... çünkü hamileyim... iyi bir mahallede yaşamak istiyorum... bence yapılacak en doğru iş buydu.» ve daha buna benzer binlerce sebep ortaya atacaklardır. Halbuki evlenme için ileri sürülen sebeplerin hepsi bikini gibidir - açıkta bıraktıkları şeyler çok ilginç fakat gizledikleri noktalar hayatidir. Temeldeki asıl nedenleri gizlerler.

evlilik evlenme neden evleniriz insanlar neden evlenmek isterler

Dünya kurulduğundan beri, her medeniyetteki, her kıtadaki, her ülkede, kadın ve erkekler evliliği bir yaşam biçimi olarak kabul etmişlerdir. Afrika'daki Ubangi kabilesindeki genç kızla, Türkiye'de yaşayan sosyetik bir güzel, Kuzey Kutbundaki pembe yanaklı Eskimolu kız kardeşleri de hep aynı gayenin peşinde koşarlar: Kendilerine ait bir erkek ve bir ev. Yeryüzündeki her kadının bilinç altına kök salmış ve her şeyi bastıran bir istek vardır, kendisini sevecek ve sevebileceği bir erkeğe sahip olmak.

Bu daha doğum odasında başlar. Bebek gözlerini açıp annesinin kendisine baktığını gördüğü andan itibaren, her dişi bebeğin (erkek çağdaşı da) kafasında evlenme fikri oluşmaya başlar. Önündeki ilk beş yıl (en azından) bebekler duygusal açıdan bir tek insana dayanırlar. - Annelerine. (Veya anne'nin yerin alan her hangi bir kimseye) Birlikte yemek yerler, birlikte yaşarlar, birlikte uyurlar ve birlikte kavga edip, barışırlar birbirlerinden sıkılıp, hoşlanırlar. Gerçek onları bu kaçınılmaz ilişkiyi en iyi şekilde yürütmeye zorlar. Güzel bir kızın yaptığı gözlemlere göre "Bir kadın istediği zaman kocasını başından atabilir ama ömür boyu anasına bağlı kalmak zorundadır." Çocukluktan bu yana kurulan tüm ilişkiler, ilk orijinal ilişkilerin birer yansımasıdır. YAZININ DEVAMINA GİT

Sponsorlu Bağlantılar:


Öğretmen - öğrenci, memur -amir, evsahibi - konuk, kız ve erkek arkadaş ilişkileri, anne ve çocuk ilişkisinin sulanıp, yetiştirilmiş türüdür. Ne yazık ki, orjinal ilişkilerin yerine kurulan, sonraki ilişkiler, ilk ilişkilerin verdiği baş dönmesini ve karşılıklı duyulan hazzı vermez. Ve günün birinde, tüm işaretler yerine oturunca, uygun erkek, uygun zamanda ortaya çıkınca, her kız (bilinçsiz de olsa) eskiden bu yana istediği (annesiyle kurduğu mükemmel mutluluk ve mükemmel uyumu) o erkekte bulduğuna inanır. Bir kadın için kocası "İideal anne" rolüne ne denli yaklaşırsa evliliğinde de o denli mutlu olur. Bir erkek için de karısı "ideal anne" rolüne ne denli yaklaşırsa o denli mutlu olur.

Mutlu Bir Evlilik Kurmak Çok Mu Zor?


Mutlu bir evlilik kurmak çok mu zordur?

Hayır, aslında pek değildir. Düğün gününde gelinliği içinde gülümseyerek ilerleyen genç kızdan, karşısında elinden tutacak, yakışıklı, akıllı, varlıklı, bir delikanlıyla yaşam boyu mutlu olacakları beklenir. Halbuki, iyi bir eş bulmak, onu yakından tanımak, ona aşık omak ve sonunda kendisine evlenme teklif ettirmek gibi diğer sıkıcı detayların kendiliğinden ortadan kalkacağı zannedilir. Gelinin yapacağı tek şey, en güzel giysisini sırtına geçirip, yüzüne en güzel gülümsemesini takıp, nikah memurunun karşısına çıkıp ve bakışlarını hiç bozulmayan bir mutluluğa doğru çevirmekten ibarettir.

Sponsorlu Bağlantılar:

Kendinden Büyük Yaşta Erkekle Evlenmek


Daha yaşlı erkekle evlenmenin ne gibi avantajları vardır?

Bunun birinci avantajı, kızların babalarına karşı duydukları yakınlığın yüz yıllardır sürüp gitmesinden ileri gelir. Yaşlı erkek karısını çok daha rahat yaşatır. Sekse karşı eskisi kadar ilgi duymayan bir kadının, cinsel açıdan fazla istekte bulunmayacak yaşlı bir erkekle evlenmesi uygundur. Fakat böyle bir erkekte duygusal bakımdan çok fazla isteklerde bulunur ve genellikle yaşı ilerledikçe daha katı inatçı bir erkek haline gelir. Kendisini çok daha iyi bir yaşamla ödüllendirmek isteyen bir kadın, için cinsel yaşantısı az duygusal istekleri çok bir hayat karışımı zamanla zor gelmeye ve rahatsız edici olmaya başlar. Kadın, içinde bulunduğu yeni yaşantısını istediği şekilde geliştirmek için, elindeki özgürlüğünü istediği yöne çekip çok iyi kullanmalıdır. Eğer, yaşlı bir erkekle birlikte yaşayıp, mutsuz olmaktansa, genç bir erkekle mutluluğu bulacağına inanıyorsa, vereceği kararı uygulamak için önce kendisine güvenmesi gerektir.

Sponsorlu Bağlantılar:

Erkek En Fazla Ne Kadar Genç Olmalıdır?


Eğer kadın genç bir erkekle evlenmeye karar verirse en uygun yaş hangisidir? Bu her iki tarafın da içinde bulunduğu koşullara bağlıdır. Genellikle kırk beş yaşını aşmış bir kadın, kendisinden yedi yaş genç bir erkeği seçebilir. Kırkla kırk beş yaşları arasındaki kadın bu seçimi yapmadan önce iyice düşünmelidir. Kırk yaşının altındakilerde dengenin bozulma olanağı vardır, çünkü aynı yaşta veya biraz daha yaşlı erkekleri kadınlar çok daha çekici bulurlar. Tabii herkesin düşünceleri birbirinden çok farklıdır ve son karar da her kadın kendi düşüncesine göre davranmalıdır.

Sponsorlu Bağlantılar:

Kendinden Yaşça Küçük Erkekle Evlenmek


Genç bir erkek seçmenin sakıncaları var mıdır?

Evet. Bunun en önemli sakıncası diğer kadınlardır. Genç ve daha çekici bir erkeğin peşinde çok fazla kadın vardır. Ancak, kendisiyle gereğinden fazla meşgul olup, en iyi şekilde görünmeyi başaramayan kadın, zamanla yılların kendisine meydan okuduğunu anlar. Diğer yandan, her kadın, kendisine ait erkeği diğer kadınlardan koruyabilmek için gerçekten duygusal ve cinsel güç sarfetmektedir. Bu oyun ancak böyle oynanır.

Tabii erkek de birdenbire fikir değiştirip, genç bir kadınla evlenmeye karar verebilir. Fakat bu her yaşta her erkeğin yapabileceği bir durumdur ve istatistiklere göre çok da önemli bir tehlike değildir. YAZININ DEVAMINA GİT

Sponsorlu Bağlantılar:


Bunların dışında bir de toplumun tepkisi vardır. Dedikoducu hanımlar dillerini şaklatarak: "Biliyor musun, falancanın kocası kendisinden gençmiş" derler. Bu sözler genellikle gözlerin şaşkınlıkla açılıp, boğulurcasına soluk almalarla karşılanır. Halbuki bu kadınların çoğu kendilerine ait bir erkek için yapmıyacakları şey yoktur. Hem de kaç yaşında olursa olsun.

Aramalar: yaşça küçük bir adamla evlenmek, erkeğin yaşının küçük olması sorun mudur, kendinden yaşça çok küçük bir erkekle birlikte olmak