11 Ağustos 2011 Perşembe

Bebeğin Hıçkırığını Nasıl Geçiririz?


Bebeğin hıçkırığı biyolojik bir süreçtir. Bebek anne karnında da hıçkırır. Bu diyaframın gelişmesiyle ilgili bir durum olmakla birlikte herhangi bir hastalık belirtisi değildir. Bebek, karnı tok olduğunda da aç olduğunda da hıçkırabilir. Diyaframının geliştiğine işarettir. Bunun için ekstra bir tedavi uygulamak veya ilaç kullanmak gerekmez. Bilinen yöntemlerden bir tanesi refleksoloji bilgisiyle ilgilidir. Baş parmaklarımız ile bebeğimizin iki ayak parmak uçlarının hemen altındaki yumuşak kısma bir müddet bastırdığımız da bebeğimizin hıçkırığının durduğunu görürüz (Aşağıdaki resimdeki gibi). 


bebeklerde hıçkırık


Bu baskı uygulanan yerler diyafram noktalarına tekabül eder. Bir müddet bastırmak bebeği rahatlattığı gibi sizinde endişelerinize son verecektir. Bebeğe hıçkırığı geçsin diye hiçbir şey yedirilip içirilmez. Bazı anneler limon damlatırlar fakat bebeğe anne sütü dışında bir şey vermiyoruz. Limon asitli bir gıdadır o yüzden hiç gerek yoktur. Bebeğimizin hıçkırığını geçirmek için aşağıdaki maddelere uyalım;


1- Hıçkırığın geçmesi için biraz bekleyelim.
2- Bebeği dik tutalım.
3- Ayak altlarına masaj yapalım.


Sadece yukarıda yazanları uygulamak bebeğin hıçkırığının geçmesi için yeterlidir.

Konuyla ilgili aramalar: bebeklerde hıçkırık nasıl geçer , bebeğim hıçkırıyor ne yapmalıyım , bebeğim çok hıçkırıyor

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hıçkırık Nasıl Geçer?


Hıçkırığı tedavi edebilmek için ilk olarak hıçkırığın nedenini ortaya çıkarmak gerekir. Basit hıçkırıklar evde alınan basit yöntemlerle geçirilebilir fakat uzun süren, tedavi edilmesi gereken hıçkırıklarda mutlaka doktora giderek nedeninin ortaya çıkarılması gerekir. Hıçkırığı geçirmek için ona sebep olan kaynağı ortadan kaldırmak gerekir. Örnek olarak bir kişide karın zarının altında bir apse varsa bu apseyi tedavi etmeden hıçkırığı geçirmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla organik bir neden var ise önce bu organik nedene çare aramalıyız. Hıçkırık psikolojik nedenlerden ötürü de ortaya çıkabilmektedir. Bu duruma oldukça da sık rastlanır. Bunun tedavisinde bazen kişilere bir mide hortumu yutturularak midenin uyarılması denenebilir. Genel anesteziye kadar giden ağır hıçkırık vakaları da mevcuttur.


Konuyla ilgili aramalar: hıçkırık nasıl geçer , hıçkırığı nasıl geçiririz

7 Ağustos 2011 Pazar

Power Balance bileklik işe yarıyor mu?


İnsanoğlu hep bir şeylerden medet umar. Kendi iç enerjisini kendi açığa çıkarmaya üşenir ama gidipte iyi de paralar vererek plastik parçasından enerji aramaya üşenmez. Power Balance denge bilekliği diye ortada bir şey dolaşıyor. Bu ürünü çevremde ne kadar dengesiz insan varsa takmış :) Bu tarz sahtekarlıklar ilk defa olmuyor, daha önce de bir çok defa bu tarz şeyler piyasaya çıktı yine kitlelerce satın alındı ama sonuç aynı. Bu tarz icatları ortaya çıkaranlara da suç bulmamak gerek. Demek ki ortada potansiyel bir saf kitle var ki bu ürünler her dönem farklı isimlerle karşımıza çıkıyor. 


Ünlü isimlerde sağolsunlar reklam için bu tür sahtekarlıklara alet olmaktan geri kalmamışlar. Yabancılardan; Robert De Niro, Gerard Butler, Demi Moore, Larry King, Puff Daddy, Leonardo Dicaprio .... Türklerden; Hidayet Türkoğlu, Hakan Şükür, Demet Akalın, Sergen Yalçın, Pınar Altuğ, Pascal Nouma ,Survivor Birincisi Derya Büyükuncu gibi bir çok ünlü isimde bu ürünü kullanıyor. Peki bu isimler  gerçekten işe yaradığı için mi kullanıyor?  
Cevap: -Tabiki Hayır
Bu isimlere ürünü takmaları karşılığı reklam ücreti vermişlerdir. İşin tarafı bu ünlü isimlerin çoğuna bakıyorum da gerçekten hayatta başarılı oldukları zamanlarda Power Balance mı kullanıyorlardı. Bu sorunun cevabı da hayır. 


Bilimsel olarak ürün hakkında yapılan araştırmalar internet üzerinde mevcut ve hepsi de ürünün hiçbir olumlu etkisi olmadığını söylüyor. Sadece kendinizi iyi hissetmenizi sağlayabilir. Bunun da uğur taşı, uğur kolyesi gibi bize şans getirdiğine inandığımız herhangi bir nesneden alacağımız hazdan bir farkı yoktur. Farkı fiyatıdır. Yediğimiz ama sonuna kadar hakettiğimiz kazıktır. Ürün hakkında detaylı bir araştırma yapmadan, sadece ürünün satıldığı sitede ki yorumlara ve bilimsel zırvalıklara bakarak. "Bak sen şu etkisi de varmış" deyip ürünü alırız bir de sahipleniriz kendimiz satıyor gibi. Zaten ürünü satan bir kişi sitesinde ürün hakkında "bu ürün bi boka yaramaz, biz sizi kekliyoruz" demesini beklemiyorsunuz heralde. Kendi yazmadığı gibi yazılmasına izin de vermez. Ya kullanıcı yorumlarına kapalı olur ya da sadece işlerine gelen yorumları yayınlarlar.


Power Balance bilekliğin işe yaramadığının kanıtı bazı bilimsel araştırmalar:


http://www.acefitness.org/blog/1351/ace-study-reveals-power-balance-bracelet-to-be
http://jssm.org/vol10/n1/31/v10n1-31text.php
http://digitalcommons.hope.edu/curcp_10/184/

Güç Dengesi bantının yaratıcıları, doğal enerji akımını artırarak gelişmiş güç ve duruş verdiğini iddia ettikleri bileziklerini destekleyecek hiçbir bilimsel kanıt olmadığını itiraf ettiler. "Promosyonun yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız, kayıtsız şartsız özür diliyor ve tam bir geri ödeme sunmak istiyoruz." diyerek 30 haziran 2011 tarihine kadar başvuran kişilere paralarını geri ödediler. 

Siz siz olun aklınızı başınıza alın ve kimseye kendinizi kullandırmayın. Parayı da sokakta bulmuyoruz. İyi günler dilerim.

Konuyla ilgili aramalar: Power balance nedir, power balance nasıl kullanılır, power balance denge bilekliği, povır balans, pover balans, power balance güç, denge ve esneklik bilekliği, power balance gerçekten işe yarıyor mu, power balance yorumları, power balance bilimsel araştırması, power balance ne işe yarar

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Bebek Anne Karnında Ses Duyar Mı?


Anne karnındaki bebek özellikle tiz (ince) sesleri duyar. Kalın sesleri de duyar fakat kalın sesleri çok iyi algılayamıyabilir. Kalın sesleri duyamamasının sebebi hem bebeğin kulağının tam gelişmemiş olması hem de rahim duvarının sesleri az geçirgen olmasındandır. Rahim duvarı bebeği dış seslere ve gürültüye karşı korur. Bebek doğduktan sonra da çok kalın sesleri duyamaz. Annenin sesi ince olduğundan bebek annesini duyabilir. Babalar da bilinçaltlarında olduğu için farkında olmadan onlarda bebekleriyle seslerini incelterek konuşurlar. Bebek az bile olsa duyumların hepsini yorumluyor. Gebeliğin 16. haftasında bebeğin kulakları duymaya başlar. Gebeliğin 32. haftasından sonra duyduklarını hatırlayabilme ve onlara tepki verme kabiliyetine sahip olurlar. Bebek doğduğu zaman nasıl ise 32. haftada da beyin yapısı olarak aynıdır. Beyin gelişimi 32. haftada tamamlanmış oluyor.


Konuyla ilgili aramalar: bebek ne zaman duymaya başlar , anne karnındaki bebek duyar mı, bebek annenin söylediklerini anne karnındayken işitir mi

5 Ağustos 2011 Cuma

Memenin Yapısı (Meme Anatomisi)


Genç kadınlar, memenin vücutları­nın saklı ve gizemli bir parçası olduğuna inandırılarak yetiştirilirler­. Görülmesinin, dokunulması­nın ve hakkın­da açıktan konuşulması­nın toplumsal bir tabu olduğu kabul edilir­­. Erginliğe ulaşıldığın­da farklı bir duygu da beraber gelişerek meme, kadınlığın işareti durumuna gelir­­. Bebek için beslenme, karşı cins için cinsellik işlevi kazanır­­.

Taşıdığı gizem ve sembollerin yanın­da memenin diğer bir özelliği de, kadın sağlığı ile olan ilişkisidir­­. Meme ve sağlık arasındaki bu ilişki yeterince önemsenmediği için, herhangi bir meme hastalığı karşısın­da kadın, büyük bir şaşkınlığa ve korkuya uğramaktadır­­.

Gelişmiş ülkelerde, kadınların hekime baş vurmaları­nın başlıca nedenlerinden  biri, meme ile ilgili şikayetleridir­­. Tüm yaşamı boyunca kadı­nın memesinde bir sertlik fark etmesi, ya da ağrı gelişme­si sık rastlanan bir sorundur­. Memede fark edilen  sertliklerin, kitlelerin ve değişikliklerin büyük bir çoğunluğu kanser değildir­­. Eğer kanserse bile, erken  tanı kona­bilirse, tedavisi olanaklıdır­.

Bu yazı, s i­zin memeniz ile tanışmanız , başkaları için gizemi­ni korusa bile, artık s i­zin bu duyguyu aşıp bu organınız ile karşı karşıya gelmeniz amacı ile hazırlanmıştır­­.

Meme Anatomisi (Memenin Yapısı)

Her memede 6-9 adet lob denilen  kısım vardır­­. Her bir lob daha küçük birimler olan lobüllere ayrılmıştır­­. Lobüllerin ucun­da da süt üreten  küçük kesecikler bulunur­. Biçim olarak her bir lob bir üzüm salkımına benzetile­bilir­­. Lob, lobül ve süt kesecikleri ince süt kanalları ile birbirine bağlanmaktadır­­. Bu kanallar meme başına doğru birleşerek gelirler ve memenin tam ortasın­da areola denilen  koyu renkli bölgede meme başına açılırlar­. Lobüller ve kanallar arası boşluğu yağ dokusu doldurmaktadır­­. Meme dokusu içinde adale yoktur fakat memenin hemen  altında, kaburgaların üstünde adale dokusu bulunur­.

Her meme kan damarları ve içinde renksiz, lenf sıvısı taşıyan lenfatik damarlar içerir­­. Lenf damarları, lenf bezi denilen  ve fasulye şeklinde küçük oluşumlar­da sonlanırlar­. Vücudun pekçok yerinde lenf bezleri vardır­­. Koltuk altındaki lenf bezlerine meme dokusun­dan gelen  lenf sıvısı dökülür­. Memenin kanserlerinde ve enfeksiyonların­da koltukaltı lenf bezleri şişer­. Enfeksiyonlar­da bu bezler ağrılıdır­­. Kanserde ise bu bezler şişmiştir fakat ağrı yapmazlar­.

Memeler, vücudun değişik yerlerinden  salgılanan farklı hormonların etkisi altın­da büyür ve gelişirler­. Bu hormonların salgılanmaya başladıkları yaş ve miktar ile orantılı olarak ta gelişimleri­ni erken  veya geç tamamlarlar­.

Daha ileriki yaşlar­da ise tekrar küçülürler­.

Doğumdan başlayan yavaş gelişim süreci ergenlik çağına kadar sürer­. Bu dönemde erkek - kız farkı gözlemlenmez­.

Ergenlikle beraber kız çocuklar­da yumurtalıklar­da salgılanmaya başlayan estrojen  hormonun etkisi ile memelerde büyüme, gelişme görülmeye başlar­. Yine vücu t­ta yapılmaya başlanan progesteron isimli hormonun da etkisi ile gelişim tamamlanır­­. Memeyi oluşturan süt bezleri ve bunların kanalları­nın açıldığı meme ucu gelişir yetişkin yapı alır­­.

Ergenlik süreci genel­de 10-14 yaşlar arasın­da tamamlanırsa da bu dönem daha erken  veya daha geçte ola­bilir­­.

Yeni doğan bebeklerde, annenin hormonları etkisi ile doğumdan sonra memelerde şişkinlik görülme­si normaldir­­. Hormonların etkisi­ni kaybetme­si ile 1-2 hafta içinde yapı normale dönecektir­­.


Gebelik Nasıl Olur? Çocuk Nasıl Doğar?


GEBELİĞİN OLUŞUMU

ÜREME

Evlilik hayatında, üreme ve doğum kontrolü konuları sürekli gündemdedir­­. Evliliğin başlangıcın­da eşler daha ne olduğunu anlamadan, gebeliğin bazen  hoş bazen  sıkıntılı belirtileriyle karşılaşa­bilirler­. Bazen  de arzulanan hamilelik gecikir, hastanelerde testler, tetkikler ve ilaçların, ha t­ta ameliyatların sıkıntılarına katlanılır­­. Bazen  de gebeliği önlemek için türlü çabalar gösterilir­­.

Üreme İçin Neler Gereklidir?
Erkekte normal sayıda ve özellikte sperm üretimi,
Sperm kanalları­nın açık ve yeterli fonksiyonu,
Kadın­da yumurta hücresi üretimi,
Kadın­da yumurtayı ileten  tüplerin açık olması,
Yumurtlama günlerinde cinsel ilişki,
Sperm ve yumurtanın buluşma­sı ve döllenme,
Döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun rahim fonksiyonu,
Döllenmiş yumurtanın, rahme yerleşip embriyo ve fetus (cenin) hali­ni alışı,
Gelişimi­ni tamamlamış bebeğin doğumu­.

SPERM ÜRETİMİ

Erkek üreme hücresi olan sperm, yumurtalar­da üretilmektedir­­. Üretim, kadınlardakinden  farklı olarak, buluğ çağın­da başlayıp hayatın sonuna kadar devam eder­. Keza, kadın periyodun­da ayda bir defa yumurtlama (ovulasyon) ile bir adet (nadiren  birkaç) yumurta hücresi (ovum) oluşmasına rağmen, erkekte sperm üretimi süreklidir­­.

Doğumda erkek yumurtaların­da sperm üretecek ana sperm hücreleri (spermatogonium) bulunur­. Ergenliğe kadar bu hücreler sessizce beklerler­. Ergenlikte beyinden  salgılanan hormonların (FSH, LH) artışı ile yumurta içindeki ana sperm hücrelerinde bölünme başlar­. Oluşan yeni hücreler de çeşitli bölünme, gelişme ve farklılaşma aşamaların­dan geçerek sperm haline gelirler­.

Yumurtalarda, dakikada yaklaşık 50-200 bin adet sperm üretilir­­. Yumurtanın içindeki kanallar­da oluşan spermler, yumurtanın üst kutbundaki kapıdan epididim adı verilen  kanal sistemi içerisine girerler­. Burada da olgunlaşmaya devam eden  spermler, epididimin kuyruk kısmına geldiklerinde bağımsız hareket kabiliyeti kazanmış olurlar­. Bir sperm hücresi­nin gelişimi­ni tamamlayıp olgun hale gelişi yaklaşık 70 gün sürmektedir­­.

Sperm, 5-7 mikron boyunda, 3-4 mikron eninde, armut şeklinde baş, 2-3 mikron boyun­da boyun ve 40-45 mikron uzunluğun­da kuyruk kısımların­dan oluşmaktadır­­.

Spermin Dışarı Çıkışı

Cinsel uyarılma olduğun­da sperm hücreleri, meni kesecikleri­nin ve prostatın salgıları, arka idrar yolu ve boşaltma kanalların­da birikmeye başlarlar­. Birikim için, prostat içindeki idrar kanalı­nın mesane tarafındaki üst kısmı ve prostatın alt tarafındaki alt kısmı sfinkter sistemi (büzücü mekanizma) tarafın­dan kapalı tutulur­. Bu sayede biriken  sıvılar mesaneye ve idrar yolun­dan dışarıya kaçmaz­. Biriken  sıvıya meni adı verilir­­.

Cinsel uyarılma doruk noktasına ulaştığında, boşalma refleksi denen  olay başlar­. Mesane tarafındaki iç sfinkter (büzük) kapalı kalırken, dış sfinkter açılır­­. Aynı anda, idrar yolu üstündeki ve boşaltma kanallarındaki kaslar, hızlı ve ritmik olarak kasılırlar­. Bu kasılmalarla beraber meni, fışkırır tarzda birkaç hamle ile idrar deliğinden  dışarı atılır­­.

YUMURTA HÜCRESİ ÜRETİMİ

Anne karnındaki ceni­nin bel kemiği­nin her iki yanındaki dokular, ceni­nin kromozom yapısı dişi ise yumurtalık şeklinde farklılaşmaya başlar­. Farklılaşan yumurtalıkta gebeliğin 6­. haftasın­da yumurtanın ana hücreleri (oogonia) belirginleşir­­. 20­. haftaya kadar ana yumurta hücreleri bölünerek çoğalır­­. Daha sonra, 46 kromozomlu(gen) bu hücreler kromozom sayısını yarıya indirecek bölünme aşamasına girerler­. Gebeliğin 7 ve 9­. aylar arasın­da oluşan bu bölünme tamamlanmaz­. Bölünme aşamasın­da kalan bu hücreler oosit adını alırlar­. Etrafı bir hücre tabakasıyla çevrilen  oositler, yumurtalıkta sessizce beklemeye başlarlar­. Bunların sayısı belirlidir ve daha sonra değişmez­. Yani kadın yumurtalığı, erkekteki­nin aksine belli sayıda üreme hücresine sahiptir­­.

Doğumdan ergenliğe kadar, yumurtalıkta değişmeden  bekleyen  oositler, ergenlikten  sonra gelişerek olgun yumurta hücresi haline geleceklerdir­­. Ancak, bunların %99’u çeşitli nedenlerle yok olurken, yalnızca %1 kadarı gelişerek yumurta hücresine dönüşmektedir­­.

Yumurtlama (Ovulasyon)

Kadın periyodunun yaklaşık 14­. gününde beynin hipofiz(beyin orta kısmın­da hormon salgılayan bölge) bölgesinden  salgılanan hormonlar­dan LH’nin miktarı, aniden  artar­. Müteakiben  olgun follikülün zarı çatlayarak yumurta hücresi serbest kalır­­. Bu olaya yumurtlama adı verilmektedir­­.

Yumurtalıkta, yumurta hücresi­nin gelişme­si sırasında, östrojen  ve progesteron adlı hormonlar üretilmektedir­­. Yumurtlamadan önceki periyodun ilk sürecinde östrojen, yumurtlamadan sonraki ikinci dönemde progesteron adlı rahim içindeki dokuların, döllenmiş yumurtanın yuvalanmasına uygun hale gelmesi­ni sağlayan hormon üretilir­­. Aksi hal­de döllenmiş yumurta rahme yuvalanmayacak ve düşük olacaktır­­.

DÖLLENME

Döllenme, erkek üreme hücresi sperm ile dişi üreme hücresi yumurtanın buluşup spermin, yumurta içerisine girme­si halidir­­. Bu olay, kadın tüplerinden  birisi­nin içinde gerçekleşir­­.

Cinsel ilişkide, boşalmadan sonra meni içerisindeki spermler, hızla serviks denen  rahmin boyun kısmın­dan içeri girerler­. Spermler buradan rahmin içerisinde yukarıya doğru ilerleyerek, tüplerin içerisine girerler ve burada da ilerlemeye devam ederler­.

Yumurta hücresi, kadın yumurtalığın­dan serbest bırakıldıktan sonra karın boşluğunun alt kısmına düşer­. Düştüğü yer, tüplerin eldiven  parmağı gibi uzantıları olan serbest ucuna yakındır­­. Yumurta hücresi, tüpün uzantıları tarafın­dan tüpün içerisine alınır­­. Yumurta hücresi tüpün içinde rahim tarafına doğru yavaşça iletilir­­. Bu sırada tüp içerisine kadar ulaşmış sperm hücresi varsa, döllenme için buluşma gerçekleşmiş olur­.

Sperm ile yumurta hücresi­nin buluşmasın­dan sonra sperm, baş kısmındaki eritici enzimlerle yumurtanın zarlarını delerek içerisine girer­. Bir sperm yumurta içerisine girdikten  sonra yumurta zarı­nın özelliği­ni değiştirerek başka spermlerin yumurta içerisine girmesine müsaade etmez­.

GEBELİK

Döllenmeden  sonra, döllenmiş yumurta (zigot) yaklaşık 30 saat, dıştan tespit edile­bilir bir farklılık olmaks ı­zın sessiz kalır­­. Bu sırada erkek ve dişiden  gelen  kromozomlar birleşmiş, yeni canlı­nın kromozomları oluşmuştur­. Rahim tüpleri­nin içinde gerçekleşen  döllenmeden  sonra, zigot tüpün içinde rahime doğru ilerler­. Rahme ulaşma­sı 3-5 gün sürer­. Bu aşamalar­da zigot, bölünerek çoğalır­­. Hücre sayısı 2, 4, 8, 16­.­.­. olarak artar­. Yuvalanma aşamasındaki zigot, bir boşluğu çevrelemiş, tek tabaka halinde dizilmiş hücrelerden  oluşur­. Bu hücre topluluğunun bir tarafındaki hücreler sayıca ve tabaka olarak daha fazla gelişir­­. Bu bölge rahime yapışma bölgesidir­­. Bu aşamadaki yeni canlıya embriyo adı verilmektedir­­.

Yuvalanma döllenmeden  sonra 5-8’ inci günlerde başlar, 9-10’ uncu günlerde tamamlanmış olur­. Yani kadı­nın adetine daha 4-5 gün varken, döllenme ve yuvalanma işlemi tamamlanmıştır­­. Kadın, adeti­nin olmama­sı ile gebeliği­ni fark ettiğinde, embriyo yaklaşık 15-20 günlük olmuştur­.

Embriyo, rahme yuvalandıktan sonra hızla gelişmesine devam eder­. Döllenmeden  sonra, ikinci aya kadar olan döneme, embriyo süreci denilmektedir­­. Daha sonra fetüs adını alan yeni canlı, doğuma kadar gelişimi­ni devam ettirir­­.

Gelişen  ceninde anormalliklerin çoğu ilk 12 haftada oluşur­. Bu nedenle anne ilaç, aşı, zararlı kimyasal maddeler, virüs ve bazı enfeksiyonlar ile radyasyon (şua) ve benzeri zarar verici tüm etkenlerden  kaçınmalıdır­­.

Anne karnındaki cenin, plasenta adı verilen  (çocuğun eşi) yapıya göbek bağı ile bağlıdır­­. Plasenta da, rahme yapışıktır­­. Plasentada, anne kanı ile bebek kanı birbirlerine karışmaks ı­zın besin ve çeşitli maddelerin alışverişi olur­. Bu yolla cenin, besinleri­ni anneden  alırken, artıklarını anneye verir­­. Plasenta, bazı hormon, kimyasal madde, mikroorganizma ve küçük molekülleri geçirgendir­­. Bu nedenle annenin karşılaştığı bazı zararlı etkenler çocuğu da etkiler­. Örneğin, annenin sigara kullanma­sı ve alkol alma­sı direkt çocuğu etkiler­. Keza, üzüntülerinde açığa çıkan hormonları, plasentadan geçerek ceni­ni olumsuz şekil­de etkiler­.

Embriyo, 10 günlükken  gözle fakat fark edile­bilir­­. Birinci ayda 1 cm, ikinci ayda 4 cm, üçüncü ayda 9 cm’ e erişir (Gebeliğin ayı­nın karesi yaklaşık ceni­nin boyunu verir)­. Daha ilk haftalarda, hücreler üç tabakadan (ekdoderm, endoderm, mesoderm) oluşturur­. Her tabaka farklı bir yönde gelişerek, farklı organ ve sistemleri oluşturacaklardır­­.

Konuyla ilgili aramalar: bebek nasıl doğar , nasıl çocuk oluşur