Adet Kanaması Nedir?
Yumurta bir spermle karşılaşmazsa dÖL yatağına (rahim) ulaştıktan sonra parçalanır ve yok olur. Bundan sonra döllenmiş yumurtanır döl yatağına Irahim) yerleşmesi söz konusu olmadığından, döl yatağının kalınlaşmış iç duvarı da küçük parçalara ayrılır ve adet kanaması olarak dışarı atılır.
Adet Kaç Gün Sürer?
Adetin başlama günü ve adetli günlerin sayısı her kadında farklılık göstermektedir. Ancak, adet süresi ortalama 3-7 gün arasıdır. Bu dönemde kanama pembeden koyu kırmızı ve kahverengiye dönüşebilir; zaman zaman da ufak pıhtılaşmalar olabilir.
Adet Öncesi Yaşanabilecek Fiziksel ve Duygusal Değişiklikler Nelerdir?
Adet döneminden yaklaşık bir hafta önce ortaya çıkıp adetten sonraki birkaç günde kaybolan fiziksel ve psikolojik belirtiler bazen çok siddeili olup günlük yaşamı etkileyebilir.
Psikolojik değişiklikler; yorgunluk, gerginlik, uyku hali, duygusallık, unutkanlık, huzursuzluk, ağlama nöbetleri.
Fiziksel değişiklikler; karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, kabızlık, iştah artışı, ödem (şişlik), cinsel istek değişikliği, baş ve bel ağrısı.
Adet Sancısı Neden Yaşanır?
Adet kanı rahimden dışarı atılırken, rahimdeki kasılmalara bağlı olarak bel, sırt ve kasıklarda ağrı hissedilebilir.
Bunun nedenleri;
- Adet sırasında, rahmin, içinde biriken kanı dışarı atmak içinn kasılması,
- İç üreme organları ait hastalıklar
Adet Öncesi ve Adet Sırasında Yaşana Sıkıntıları Hafifletmek İçin Neler Yapılabilir?
• Vücudu sıcak tutmak,
• Düzenli ve yeterli uyumak,
• Kasları gevşetmek ve kan dolaşımını arttırmak için ılık duş almak,
• Karın ve bele masaj yapmak,
• Bol miktarda yeşil sebze ve meyve tüketmek,
• Bol miktarda su içmek,
• Egzersiz yapmak,
• Stresten uzak durmaya çalışmak.
Üreme Döngüsü nedir?
Adet döngüsü, adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.
Yumurtalıkların içinde yer alan ve doğuştan sahip olunan yumurta hücrelerinden birinin olgunlaşması ve yumurtalığın bu hücreyi dışarı atmak üzere hazırlanması ile süreç başlar. Bir üreme döngüsü genellikle 23 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün alt ve üst sınırlar olarak bilinmektedir.
Doğurgan Dönem nedir?
Ayda bir ve düzenli adet gören kadınlarda adet kanamasının ilk gününü takip eden 14. gün yumurtlamanın gerçekleşmesi beklenir. Ancak bu her zaman 14. gün olmayabilir. Bu nedenle adetin ilk gününü takip eden 14. gün ile birlikte iki gün öncesi ve sonrasını da kapsayan dönem, döllenmenin gerçekleşme ihtimalinin en yüksek olduğu günlerdir. Bu esnada akıntı çok miktarda, saydam, berrak ve yumurta akı kıvamındadır. Yumurtalık, bir yumurta hücresini olgunlaştırıp dışarı atar ve tüplerin uçlarındaki püskülü andıran oluşumlar da yumurtayı içine çeker. Böylece yumurtanın döl yatağına (rahim) ulaşma yolculuğu başlar. Bu sırada dol yatağının (rahim) iç duvarları, kadınlık hormonlarının da etkisiyLe beslenir ve her zamankinden iki kat daha kalın hale gelir.
Eğer yumurta tüpteyken, cinsel birleşme olup spermle karşılaşırsa döllenme olabilir. Döllenmiş yumurta, hazırlıklarını tamamlayarak döl yatağına [rahim] yerleşir ve burada gelişmeye devam eder.
Konuyla ilgili aramalar: adet dönemi ne kadar sürer , adet kanaması kaç gün devam eder , adet süresi nedir , adet dönemi rahatsızlıkları nelerdir
21 Nisan 2011 Perşembe
20 Nisan 2011 Çarşamba
Meme Kanseri, Belirtileri ve Tedavisi
Kanser nedir?
Bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren tümörlerin yol açtığı hastalığa kanser denir. Vücudun tüm doku ve organlarına yerleşebilir.
Meme kanseri nedir?
Meme, süt bezleri ve süt kanallarından oluşur. Bu bez ve kanalları döşeyen hücrelerin kontrol dışı çoğalması sonucu gelişen hastalığa Meme Kanseri denir.
Meme kanserinin belirtileri nelerdir?
* Meme muayenesinde ele kitle geLmesi.
* Memenin şekil ve büyüklüğünde degişiklik olması (Kabarıklık, düzleşme, deride kalınlaşma, renk
değişikliği, deride kızarıklık, önceden olmayan asimetri v.b.
* Meme başında her zamankinden farklı olan bozukluk, çekinti olması.
* Deride çekinti olması,
* Meme veya meme başında iyileşmeyen yara oLlması.
* Meme başından akıntı olması.
Bu belirtilerin biri veya birkaçının bir arada görüldüğü durumda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekmektedir.
Teşhisi Nasıl konur?
- Kendi kendine meme muayenesi
- Klinik meme muayenesi (hekim muayenesi)
- Mamografi
- Meme ultrasonografisi
- Biopsi yöntemleri ile meme kanserinin teşhisi mümkündür.
Erken tanı;
• Tedavi şansını artırır,
• Tedaviyi kolaylaştırır,
• Tedavi giderini azaltır,
• Doku ve organ kaybını önler,
• Sakatlık bırakmaz.
Meme Kanseri Riskinin Arttığı Durumlar
Yaş ilerledikçe risk artmaktadır, 40-49 yaş arasında her 66 kadından birinde; 50-59 yaş arasında her 40 kadından birinde meme kanseri riski mevcuttur. Yaş arttıkça risk artışı devam eder.
Aile öyküsü: Kişinin anne, kız kardeş, anneanne, hala ve teyzesinde 50 yaş öncesinde meme kanseri olması.
Hormon tedavisi: Hormon ilaçlarının kontrolsüz kullanımı,
Kötü beslenme: Fazla yağlı yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi.
Kişisel öykü: Bir memede kanser olması veya önceden geçirilmiş kanser hastalığı.
Çocuk sayısı: Çocuğu olmamak ya da ilk çocuğunu 30 yaşlarından sonra doğurmak ve emzirmemiş olmak.
Diğer risk faktörleri: Kilo, aşırı alkol tüketimi, adet dönemlerinin erken yaşta başlaması, menopoz döneminin geç başlaması meme kanseri riskini arttırır.
Kitle Saptandığında Neler Yapılır?
• Mamografi
• Ultrasonografi
• Biyopsi
Mamografi Nedir?
Memenin röntgen ile görüntülenmesidir. "Tarama Amaçlı Mamografi" hiç bir şikayeti olmayan 40 yaş veya üzerindeki kadınlarda meme kanserinin erken tanısına yönelik olarak yılda 1 kez yapılan tetkiktir.
Meme ultrasonografisi nedir?
Özellikle mamografide şüpheli bir kitle veya yoğunluk artışı gözlemlenmesi halinde kitlelerin iç yapısının değerlendirilmesi amacıyla ultrason cihazıyla meme USG çekilmesidir.
Biopsi nedir?
Mamografi veya ultrasonografi ile kitle tespit edilen kişilerde iğne yolu ile kitleden doku örneği alınması işlemine biopsi denmektedir. Alınan bu doku Örnekleri laboratuar ortamında incelenerek yapılan hakkında bilgi edinilir.
Meme kanserinin tedavisi mümkün müdür?
Tüm meme kanserlerinin yüzde 90'ında tedavi mümkündür. Tedavi başarısı, teşhisin erken olduğu vakalarda daha yüksektir. Cerrahi, kemoterapi, hormon tedavisi ve ışın tedavisi başlıca tedavi yöntemleridir.
Meme Kanseri Riskinin Azaltılması mümkün müdür?
• Kilonun azaltılması,
• Sigara, alkol tüketiliyorsa bırakılması,
• Egzersiz yapılması (haftada 4-5 saat tempolu yürüyüş)
• Sebze, meyvenin bol tüketilmesi, fındık ve zeytinyağının kullanılmasına öncelik verilmesi
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.
Bunları biliyor musunuz?
Kendi kendine meme muayenesi ideal olarak adet döngüsünün bitiminden sonra 5.-7. günlerde ayda bir kez yapılmalıdır.
Memedeki kitlelerin %30'i kadın tarafından yapılan aylık meme muayenesinde saptanır.
Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür Her yıl dünyada bir milyondan fazla kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Tüm meme kanserlerinin yüzde 90'ında tedavi mümkündür Tedavi başarısı, teşhisin erken olduğu vakalarda daha yüksektir.
Günümüzde meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasıyla birlikte, meme kanseri ölüm oranı azalmaktadır.
Bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren tümörlerin yol açtığı hastalığa kanser denir. Vücudun tüm doku ve organlarına yerleşebilir.
Meme kanseri nedir?
Meme, süt bezleri ve süt kanallarından oluşur. Bu bez ve kanalları döşeyen hücrelerin kontrol dışı çoğalması sonucu gelişen hastalığa Meme Kanseri denir.
Meme kanserinin belirtileri nelerdir?
* Meme muayenesinde ele kitle geLmesi.
* Memenin şekil ve büyüklüğünde degişiklik olması (Kabarıklık, düzleşme, deride kalınlaşma, renk
değişikliği, deride kızarıklık, önceden olmayan asimetri v.b.
* Meme başında her zamankinden farklı olan bozukluk, çekinti olması.
* Deride çekinti olması,
* Meme veya meme başında iyileşmeyen yara oLlması.
* Meme başından akıntı olması.
Bu belirtilerin biri veya birkaçının bir arada görüldüğü durumda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekmektedir.
Teşhisi Nasıl konur?
- Kendi kendine meme muayenesi
- Klinik meme muayenesi (hekim muayenesi)
- Mamografi
- Meme ultrasonografisi
- Biopsi yöntemleri ile meme kanserinin teşhisi mümkündür.
Erken tanı;
• Tedavi şansını artırır,
• Tedaviyi kolaylaştırır,
• Tedavi giderini azaltır,
• Doku ve organ kaybını önler,
• Sakatlık bırakmaz.
Meme Kanseri Riskinin Arttığı Durumlar
Yaş ilerledikçe risk artmaktadır, 40-49 yaş arasında her 66 kadından birinde; 50-59 yaş arasında her 40 kadından birinde meme kanseri riski mevcuttur. Yaş arttıkça risk artışı devam eder.
Aile öyküsü: Kişinin anne, kız kardeş, anneanne, hala ve teyzesinde 50 yaş öncesinde meme kanseri olması.
Hormon tedavisi: Hormon ilaçlarının kontrolsüz kullanımı,
Kötü beslenme: Fazla yağlı yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi.
Kişisel öykü: Bir memede kanser olması veya önceden geçirilmiş kanser hastalığı.
Çocuk sayısı: Çocuğu olmamak ya da ilk çocuğunu 30 yaşlarından sonra doğurmak ve emzirmemiş olmak.
Diğer risk faktörleri: Kilo, aşırı alkol tüketimi, adet dönemlerinin erken yaşta başlaması, menopoz döneminin geç başlaması meme kanseri riskini arttırır.
Kitle Saptandığında Neler Yapılır?
• Mamografi
• Ultrasonografi
• Biyopsi
Mamografi Nedir?
Memenin röntgen ile görüntülenmesidir. "Tarama Amaçlı Mamografi" hiç bir şikayeti olmayan 40 yaş veya üzerindeki kadınlarda meme kanserinin erken tanısına yönelik olarak yılda 1 kez yapılan tetkiktir.
Meme ultrasonografisi nedir?
Özellikle mamografide şüpheli bir kitle veya yoğunluk artışı gözlemlenmesi halinde kitlelerin iç yapısının değerlendirilmesi amacıyla ultrason cihazıyla meme USG çekilmesidir.
Biopsi nedir?
Mamografi veya ultrasonografi ile kitle tespit edilen kişilerde iğne yolu ile kitleden doku örneği alınması işlemine biopsi denmektedir. Alınan bu doku Örnekleri laboratuar ortamında incelenerek yapılan hakkında bilgi edinilir.
Meme kanserinin tedavisi mümkün müdür?
Tüm meme kanserlerinin yüzde 90'ında tedavi mümkündür. Tedavi başarısı, teşhisin erken olduğu vakalarda daha yüksektir. Cerrahi, kemoterapi, hormon tedavisi ve ışın tedavisi başlıca tedavi yöntemleridir.
Meme Kanseri Riskinin Azaltılması mümkün müdür?
• Kilonun azaltılması,
• Sigara, alkol tüketiliyorsa bırakılması,
• Egzersiz yapılması (haftada 4-5 saat tempolu yürüyüş)
• Sebze, meyvenin bol tüketilmesi, fındık ve zeytinyağının kullanılmasına öncelik verilmesi
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.
Bunları biliyor musunuz?
Kendi kendine meme muayenesi ideal olarak adet döngüsünün bitiminden sonra 5.-7. günlerde ayda bir kez yapılmalıdır.
Memedeki kitlelerin %30'i kadın tarafından yapılan aylık meme muayenesinde saptanır.
Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür Her yıl dünyada bir milyondan fazla kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Tüm meme kanserlerinin yüzde 90'ında tedavi mümkündür Tedavi başarısı, teşhisin erken olduğu vakalarda daha yüksektir.
Günümüzde meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasıyla birlikte, meme kanseri ölüm oranı azalmaktadır.
17 Nisan 2011 Pazar
Eye
EYE
The human eye. The retina of the eye contains about 137 million light-sensitive cells in an area of about 650 sq mm/1 sq in. There are 130 million rod cells for black and white vision and 7 million cone cells for colour vision. The optic nerve contains about 1 million nerve fibres. The focusing muscles of the eye adjust about 100,000 times a day. To exercise the leg muscles to the same extent would need an 80 km/50 mi walk.
Organ of vision. In the human eye, the light is focused by the combined action of the curved cornea, the internal fluids, and the lens. The insect eye is compound – made up of many separate facets, known as ommatidia, each of which collects light and directs it separately to a receptor to build up an image. Many invertebrates have much simpler eyes, with no lenses. Among molluscs, cephalopods have complex eyes similar to those of vertebrates. The mantis shrimp's eyes contain ten colour pigments with which to perceive colour; some flies and fish have five, while the human eye has only three.
The human eye is a roughly spherical structure contained in a bony socket. Light enters it through the cornea, a transparent region at the front of the tough outer sclera and passes through the circular opening (pupil) in the iris (the coloured part of the eye). The muscular iris controls the size of the pupil and hence the amount of light entering the eye. Light then passes through the lens, which is held in position by suspensory ligaments and ciliary muscles. The ciliary muscles act on the lens (the rounded transparent structure behind the iris) to change its shape, allowing images of objects nearby and at a distance to be focused on the retina at the back of the eye. The retina is packed with light-sensitive cells (rods and cones). Rods work well in conditions of low light but are unable to sense colour. Cones work well in bright light and are responsible for colour vision. The part of the retina on which lies the precise point at which the image is focused contains mainly cones. The rods and cones in the retina send impulses to the brain along sensory neurons in the optic nerve.
The human eye. The retina of the eye contains about 137 million light-sensitive cells in an area of about 650 sq mm/1 sq in. There are 130 million rod cells for black and white vision and 7 million cone cells for colour vision. The optic nerve contains about 1 million nerve fibres. The focusing muscles of the eye adjust about 100,000 times a day. To exercise the leg muscles to the same extent would need an 80 km/50 mi walk.
Organ of vision. In the human eye, the light is focused by the combined action of the curved cornea, the internal fluids, and the lens. The insect eye is compound – made up of many separate facets, known as ommatidia, each of which collects light and directs it separately to a receptor to build up an image. Many invertebrates have much simpler eyes, with no lenses. Among molluscs, cephalopods have complex eyes similar to those of vertebrates. The mantis shrimp's eyes contain ten colour pigments with which to perceive colour; some flies and fish have five, while the human eye has only three.
The human eye is a roughly spherical structure contained in a bony socket. Light enters it through the cornea, a transparent region at the front of the tough outer sclera and passes through the circular opening (pupil) in the iris (the coloured part of the eye). The muscular iris controls the size of the pupil and hence the amount of light entering the eye. Light then passes through the lens, which is held in position by suspensory ligaments and ciliary muscles. The ciliary muscles act on the lens (the rounded transparent structure behind the iris) to change its shape, allowing images of objects nearby and at a distance to be focused on the retina at the back of the eye. The retina is packed with light-sensitive cells (rods and cones). Rods work well in conditions of low light but are unable to sense colour. Cones work well in bright light and are responsible for colour vision. The part of the retina on which lies the precise point at which the image is focused contains mainly cones. The rods and cones in the retina send impulses to the brain along sensory neurons in the optic nerve.
14 Nisan 2011 Perşembe
Blogspot açıldı mı? Blogger açıldı mı?
Mahkeme kararıyla kapatılan blogger'a karara itirazlar sonucu tekrar erişime açıldı fakat açılış tebliğinde adı 'Blogspot' yerine 'Blogsport' yazılan site,
bazı İnternet Servis Sağlayıcılar tarafından insiyatifli olarak erişime açıldı. TTNET mahkeme kararının düzeltilmesini bekleyecek. O yüzden biraz beklememiz gerekecek. Google avukatları bu durum hakkında mahkeme kararının değiştirilmesi için talepte bulundu, fakat bu talebin hemen gerçekleştirilemeyeceği biliniyor. Yani anlaşılan bu değişim talebi yürürlüğe girene kadar kısa süreli bir belirsizlik yaşanacak. Her şeye rağmen, biraz buruk da olsa Blogspot.com'un açıldığını müjdeleyebiliriz. Umarız artık bir daha bu şekilde yasaklarla karşılaşmayız. Bu konuda gerekli kanunların en kısa sürede çıkmasını ve özgür bir şekilde interneti kullanmayı ümit ediyoruz.
Konuyla ilgili aramalar: blogger açılacak mı , blogger açılmıyor , bloggera giremiyorum , blogger açılıyor , blogspota giriş , blogspot açılacakmı , blogspot ne zaman açılacak , hala kapalı
bazı İnternet Servis Sağlayıcılar tarafından insiyatifli olarak erişime açıldı. TTNET mahkeme kararının düzeltilmesini bekleyecek. O yüzden biraz beklememiz gerekecek. Google avukatları bu durum hakkında mahkeme kararının değiştirilmesi için talepte bulundu, fakat bu talebin hemen gerçekleştirilemeyeceği biliniyor. Yani anlaşılan bu değişim talebi yürürlüğe girene kadar kısa süreli bir belirsizlik yaşanacak. Her şeye rağmen, biraz buruk da olsa Blogspot.com'un açıldığını müjdeleyebiliriz. Umarız artık bir daha bu şekilde yasaklarla karşılaşmayız. Bu konuda gerekli kanunların en kısa sürede çıkmasını ve özgür bir şekilde interneti kullanmayı ümit ediyoruz.
Konuyla ilgili aramalar: blogger açılacak mı , blogger açılmıyor , bloggera giremiyorum , blogger açılıyor , blogspota giriş , blogspot açılacakmı , blogspot ne zaman açılacak , hala kapalı
Blogger'ın açılması için mahkeme kararına ilişkin itiraz yazısı için aşağıya tıklayın;
Blogspot Mahkeme Kararına İtiraz İlişkin Yazı
11 Nisan 2011 Pazartesi
Blogspot açıldı ama sorunlu açıldı
Mahkeme kararıyla kapatılan blogger'a artık girilebiliyor. Yanlız şöyle bir durum oluştu. Açılış tebliğinde 'Blogspot' yerine 'Blogsport' yazılan site, bazı İnternet Servis Sağlayıcılar tarafından insiyatifli olarak erişime açıldı fakat TTNET mahkeme kararının düzeltilmesini bekleyecek. Google avukatları bu durum hakkında mahkeme kararının değiştirilmesi için talepte bulundu, fakat bu talebin hemen gerçekleştirilemeyeceği biliniyor. Yani anlaşılan bu değişim talebi yürürlüğe girene kadar kısa süreli bir belirsizlik yaşanacak. Her şeye rağmen, biraz buruk da olsa Blogspot.com'un açıldığını müjdeleyebiliriz. Umarız artık bir daha bu şekilde yasaklarla karşılaşmayız. Bu konuda gerekli kanunların en kısa sürede çıkmasını ve özgür bir şekilde interneti kullanmayı ümit ediyoruz.
17 Mart 2011 Perşembe
Fenilketonüri (PKU) Hastalığı ve Tedavisi
FENİLKETONURİ HASTALIĞI :
Fenilketonüri Nedir?
Fenilketonüri, aileden katılım yoluyla geçebilen bir hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir maddeyi metobolize edemezler. Buna bağlı olarak kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan bu madde ve onun atıkları çocuğun gelişmekte olan beynini harap eder. Dolayısıyla çocuğun ileri derecede zeka özürlü olmasına ve sinir sistemini ilgilendiren daha bir çok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur.
Fenilketonüri Belirtileri Nelerdir ?
Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilemez.
Tedavi edilmeyen çocuklarda 4. ay civarında sinir sistemi belirtileri oluşmaya başlar. 5. - 6. aylardan sonra çocuklukta belirgin zeka geriliğinin yanında, akranlarından farklı olarak oturma, yürüme, konuşma gibi beceriler gelişemez. Beyin gelişmeleri normal olmadığından başları küçük kalır. Ayrıca kusma, aşırı el, kol, baş hareketleri, sara nöbetleri, ciltte döküntüler, idrar ve terin küf gibi kokması hastalığın önemli belirtilerindendir. Bu çocukların % 60'ında göz, kaş ve cilt rengi anne-babaya göre daha açıktır.
Nasıl Tedavi Edilir ?
Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.
Ülkemizde Fenilketonüri Hangi Sıklıkta Görülür ?
Fenilketonüri Amerika'da ve bir birçok Avrupa Ülkesinde her 10.000-30.000 yeni doğanda bir görülmesine karşın Ülkemizde 3.000-4.500 yeni doğandan birinde görülmektedir. Türkiye Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl 400-500 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi, zeka geriliği gösteren çocukların bu hastalık yönünden incelenmemesi hastalığın yayılışına neden olmaktadır.
Fenilketonüri Hastalığı Yeni doğan Döneminde Tanımlanabilir ;
Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken olarak tanımlanması çok önemlidir. Bu amaçla geliştirilmiş her yeni doğana uygulanabilecek pratik ve ekonomik bir test vardır. Doğumevleri, sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde hayatın ilk 24 saatlerinden sonra topuktan 1 damla kan teşhis için yeterlidir.
Konuyla ilgili aramalar : fenilketonuri pku nedir , fenilketonüri nasıl geçer
Fenilketonüri Nedir?
Fenilketonüri, aileden katılım yoluyla geçebilen bir hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir maddeyi metobolize edemezler. Buna bağlı olarak kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan bu madde ve onun atıkları çocuğun gelişmekte olan beynini harap eder. Dolayısıyla çocuğun ileri derecede zeka özürlü olmasına ve sinir sistemini ilgilendiren daha bir çok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur.
Fenilketonüri Belirtileri Nelerdir ?
Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilemez.
Tedavi edilmeyen çocuklarda 4. ay civarında sinir sistemi belirtileri oluşmaya başlar. 5. - 6. aylardan sonra çocuklukta belirgin zeka geriliğinin yanında, akranlarından farklı olarak oturma, yürüme, konuşma gibi beceriler gelişemez. Beyin gelişmeleri normal olmadığından başları küçük kalır. Ayrıca kusma, aşırı el, kol, baş hareketleri, sara nöbetleri, ciltte döküntüler, idrar ve terin küf gibi kokması hastalığın önemli belirtilerindendir. Bu çocukların % 60'ında göz, kaş ve cilt rengi anne-babaya göre daha açıktır.
Nasıl Tedavi Edilir ?
Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.
Ülkemizde Fenilketonüri Hangi Sıklıkta Görülür ?
Fenilketonüri Amerika'da ve bir birçok Avrupa Ülkesinde her 10.000-30.000 yeni doğanda bir görülmesine karşın Ülkemizde 3.000-4.500 yeni doğandan birinde görülmektedir. Türkiye Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl 400-500 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi, zeka geriliği gösteren çocukların bu hastalık yönünden incelenmemesi hastalığın yayılışına neden olmaktadır.
Fenilketonüri Hastalığı Yeni doğan Döneminde Tanımlanabilir ;
Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken olarak tanımlanması çok önemlidir. Bu amaçla geliştirilmiş her yeni doğana uygulanabilecek pratik ve ekonomik bir test vardır. Doğumevleri, sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde hayatın ilk 24 saatlerinden sonra topuktan 1 damla kan teşhis için yeterlidir.
Konuyla ilgili aramalar : fenilketonuri pku nedir , fenilketonüri nasıl geçer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
