NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI
İsminden de anlaşılacağı gibi doğumun normal olanı normal doğumdur (diğer adı vajinal doğum veya spontan doğum), bu sebepten ötürü şüphesiz sezaryen ameliyatı ile gerçekleşmiş olan doğumlara göre birtakım avantajları, anne ve bebek yönünden faydaları vardır.
Normal olarak doğurmanın bebeğe faydaları:
- Normal olarak doğum ile dünyaya gelen bebeklerde solunum sıkıntısı gelişim rizikosu daha azdır. Nedeni ise bebeğin doğum kanalından geçerken uğradığı baskıdan ötürü akciğerlerindeki amnion suyunun atılışı olarak düşünülmektedir.
- Bebeğin normal doğum esnasında doğum kanalından geçerken ağzı ile temas ettiği bakterilerin bağışıklık sisteminin gelişmesinde faydalı rol oynadığı düşünülmektedir.
- Normal olarak doğumun ilerleyişi esnasında bebekte meydana gelen hormonal dalgalanmaların bebeğin doğum sonrası anne ile bağlantı kırmasında faydalı olduğu düşünülmektedir. Normal olarak doğum esnasında bebekte salgılanmakta olan endorfin hormonu (mutluluk hormonu ) bebeğin kordon kanında tespit edilmiştir. Bu hormonlar bebeği dış ortama hazırlar.
- Normal olarak doğum ile doğan bebeklerin anne memesini emme, memeye masaj yapma gibi becerilerinin daha iyi olduğu izlemlenmiştir.
- Normal olarak doğumdan sonra anne ile bebek arasında cilt teması daha hızlı ve basit gerçekleşmektedir. Bu temas bebeğin anneye bağlanışı ve gelişimi yönünden çok önemlidir.
- Normal olarak doğumla dünyaya gelen bebekler sezaryenle doğanlara göre yoğun bakıma daha az alınırlar. (Genellikle riskli doğumların sezaryen ile gerçekleşmesinden kaynaklanabilir.)
Normal olarak doğurmanın anneye faydaları:
- Normal olarak doğum sonrası annenin iyileşmesi ve günlük hayata dönme süresi çok kısadır.
- Normal olarak doğum yapmış olan anneler hastaneden daha kısa bir zamanda taburcu edilirler. Bu hem sağlık yönünden hem maddi açıdan anneye fayda sağlar.
- Normal olarak doğum yapmış olan bir anne büyük bir güven ve başarma duygusu hisseder.
- Normal olarak doğumda sezaryene göre "doğum esnasında anne ölüm oranı" daha azdır.
- Normal olarak doğum yapmış olan annenin rahminde bir kesi ya da hasar oluşmadığı için sonraki doğumlarını da normal yolla yapma şansı bulunmaktadır. İleriki hayatında geçirebileceği karın ameliyatları için bir risk taşımaz.
- Normal olarak doğumda doğumdan sonra enfeksiyon ve kanama benzeri komplikasyonlar(istenmeyen durumlar) daha azdır.
- Normal vajinal doğum yapmış olan annenin doğumdan sonranda ağrı şikayeti sezaryene göre çok azdır.
doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ekim 2014 Pazar
Çok Doğum Yapmak Zararlı Mı?
Çok Doğum Yapmak Zararlı Mı?
Doğum sayısı (parite): 20. hamilelik haftasından sonra gerçekleşmiş olan ölü ve canlı doğumların toplamıdır. Normal ya da sezaryenle gerçekleşmiş olan doğumların hepsi buna dahildir. (Great-grand-multipar: 10 ve üzeri doğum yapanlar) 20. hamilelik haftasından evvelki gebelik sonlanmaları doğum değil düşük olarak isimlendirilir. Bunlar doğum sayısına eklenmiyor.
Grand-multiparite yani fazlaca sayıda doğum yapmış olmak 5 ya da daha fazla doğum yapmış olmak manasına gelmektedir.
Çok sayıda doğum yapmış olmak ile gebelik ve doğuma ait birtakım riskler arasında bulunan ilişki, yapılan araştırmalarda her zaman elle tutulur neticeler vermemiştir (kaynak). Tutarsız olmanın nedenlerinden birisi doğum sayısı arttıkça anne yaşının da artmasıdır, anne yaşı arttıkça gebeliğe ait birtakım rizikolarilk gebelik dahi olsa artar. Araştırmaların bazısı anne yaşını kafi derecede düzeltmemiştir. Bazı incelemelerde ise sosyoekonomik düzey karışıklık yaratan faktör olmuştur, fazla doğum yapanlarda sosyoekonomik düzeyin farklı oluşu sağlık hizmetine zamanında ve hızlı ulaşma gibi konularda farklılıklara sebep olabilir. Bazı incelemelerde ise fazla doğum yapanlarda risk saptanmaması ya da düşük risk tespit edilişi "çok doğum yapanların daha sağlıklı olması" ile açıklanmıştır (healthy person effect). Burada kastedilen şudur: İlk gebeliğinde problem yaşamış olan kadınlar genel olarak fazla doğum yapmaktan kaçınırlar; fakat ilk gebeliklerinde problem yaşamayanlar fazla doğum yapma kararına daha yatkın olurlar. Bu nedenle fazla doğum yapanlar daha sağlıklı bir nüfus oluştururlar (kaynak).
Araştırmaların çoğunda fazla sayıda doğum yapmış olmak ile hipertansiyon (preeklampsi), gestasyonel diyabet, zor doğum, erken doğum, yeni doğan yoğun bakım ihtiyacı ve perinatal ölüm arasında bulunan ilişki net ayırt edilememiştir.
Bazı incelemelerde genç yaşta fazla doğum yapanların ileri yaşta az sayıda doğum yapanlardan daha düşük riskte oldukları gösterilmiştir (kaynak) Bu tür incelemeler doğum sayısından çok anne yaşının belirleyici faktör olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak: Günümüzde araştırmaların çoğunluk kısmında ortak görüş birliği şu şekildedir: Eski yıllarda grand-multiparite gebelik ve doğumla ilgili risklerle ilişkisi olan sanılırken günümüzde bu ilişkiye ait kanıtlar net değildir. Günümüzdeki sağlık hizmetlerine erişim imkanları ve bakım seviyesi de düşünüldüğü zaman fazlaca sayıda normal doğum yapmanın (5 ya da daha fazla doğum) belirgin bir risk getirmediği düşünülmektedir (kaynak). Sezaryen geçiren hastalar bu genellemenin dışındadır ve her sezaryen doğumda risk daha da artar.
Çok Sezaryen Doğum Yaptırmanın Zararı Var Mı?
İlk sezaryenden sonra ikinci, üçüncü, dördüncü ve ender olarak beşinci ha tta daha fazla sayıda sezaryen olan hastalar olabilmektedir. Fazla sayıda sezaryen olmak zararlı mı? Sezaryen sayısı arttıkça hangi risklerde artış olur? gibi sorularla genelde karşılaşılmaktadır.
Sezaryen sayısı arttıkça ameliyat esnasında ve sonrası karşılaşılmakta olan rizikolarartar. Kesin bir sınır belirlenmemiş olsa bile genel olarak 3. sezaryendendan sonra çok riskli kabul edilmektedir ve mecbur kalmadıkça 3 kere sezaryen olan bir kadının tekrar hamile kalması önerilmemektedir. Lakin daha evvelki sezaryenlerde de risk daha birazcık da olsa vardır.
Doğum sayısı (parite): 20. hamilelik haftasından sonra gerçekleşmiş olan ölü ve canlı doğumların toplamıdır. Normal ya da sezaryenle gerçekleşmiş olan doğumların hepsi buna dahildir. (Great-grand-multipar: 10 ve üzeri doğum yapanlar) 20. hamilelik haftasından evvelki gebelik sonlanmaları doğum değil düşük olarak isimlendirilir. Bunlar doğum sayısına eklenmiyor.
Grand-multiparite yani fazlaca sayıda doğum yapmış olmak 5 ya da daha fazla doğum yapmış olmak manasına gelmektedir.
Çok sayıda doğum yapmış olmak ile gebelik ve doğuma ait birtakım riskler arasında bulunan ilişki, yapılan araştırmalarda her zaman elle tutulur neticeler vermemiştir (kaynak). Tutarsız olmanın nedenlerinden birisi doğum sayısı arttıkça anne yaşının da artmasıdır, anne yaşı arttıkça gebeliğe ait birtakım rizikolarilk gebelik dahi olsa artar. Araştırmaların bazısı anne yaşını kafi derecede düzeltmemiştir. Bazı incelemelerde ise sosyoekonomik düzey karışıklık yaratan faktör olmuştur, fazla doğum yapanlarda sosyoekonomik düzeyin farklı oluşu sağlık hizmetine zamanında ve hızlı ulaşma gibi konularda farklılıklara sebep olabilir. Bazı incelemelerde ise fazla doğum yapanlarda risk saptanmaması ya da düşük risk tespit edilişi "çok doğum yapanların daha sağlıklı olması" ile açıklanmıştır (healthy person effect). Burada kastedilen şudur: İlk gebeliğinde problem yaşamış olan kadınlar genel olarak fazla doğum yapmaktan kaçınırlar; fakat ilk gebeliklerinde problem yaşamayanlar fazla doğum yapma kararına daha yatkın olurlar. Bu nedenle fazla doğum yapanlar daha sağlıklı bir nüfus oluştururlar (kaynak).
Araştırmaların çoğunda fazla sayıda doğum yapmış olmak ile hipertansiyon (preeklampsi), gestasyonel diyabet, zor doğum, erken doğum, yeni doğan yoğun bakım ihtiyacı ve perinatal ölüm arasında bulunan ilişki net ayırt edilememiştir.
Bazı incelemelerde genç yaşta fazla doğum yapanların ileri yaşta az sayıda doğum yapanlardan daha düşük riskte oldukları gösterilmiştir (kaynak) Bu tür incelemeler doğum sayısından çok anne yaşının belirleyici faktör olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak: Günümüzde araştırmaların çoğunluk kısmında ortak görüş birliği şu şekildedir: Eski yıllarda grand-multiparite gebelik ve doğumla ilgili risklerle ilişkisi olan sanılırken günümüzde bu ilişkiye ait kanıtlar net değildir. Günümüzdeki sağlık hizmetlerine erişim imkanları ve bakım seviyesi de düşünüldüğü zaman fazlaca sayıda normal doğum yapmanın (5 ya da daha fazla doğum) belirgin bir risk getirmediği düşünülmektedir (kaynak). Sezaryen geçiren hastalar bu genellemenin dışındadır ve her sezaryen doğumda risk daha da artar.
Çok Sezaryen Doğum Yaptırmanın Zararı Var Mı?
İlk sezaryenden sonra ikinci, üçüncü, dördüncü ve ender olarak beşinci ha tta daha fazla sayıda sezaryen olan hastalar olabilmektedir. Fazla sayıda sezaryen olmak zararlı mı? Sezaryen sayısı arttıkça hangi risklerde artış olur? gibi sorularla genelde karşılaşılmaktadır.
Sezaryen sayısı arttıkça ameliyat esnasında ve sonrası karşılaşılmakta olan rizikolarartar. Kesin bir sınır belirlenmemiş olsa bile genel olarak 3. sezaryendendan sonra çok riskli kabul edilmektedir ve mecbur kalmadıkça 3 kere sezaryen olan bir kadının tekrar hamile kalması önerilmemektedir. Lakin daha evvelki sezaryenlerde de risk daha birazcık da olsa vardır.
2 Mayıs 2014 Cuma
Doğum Sırasında Görülebilen Riskler
Doğum Sırasında Görülebilen Riskler
Anne adayları normal doğumu tercih etmelerine rağmen bazı durumlar da sezaryene başvurulmaktadır. Bebek bazı durumlardan dolayı doğum kanalına ilerleyemezse, Rahim ağzı yeterince açılmazsa veya bebeğin kalp atışlarının yavaşlaması ve nefes alıp alamadığı konusunda uzmanların endişeleri ve gözlemleri mevcutsa acil olarak sezaryen ile bebeğin çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca normal doğum veya sezaryen doğumdan sonra bazı sebeplerden dolayı durdurulamayan kanamalar gözükmektedir. Durdurulamayan kanamalara günümüzde ender rastlanmaktadır. Fakat böyle bir durumla karşılaşıldığı zaman ayrı bir operasyon yapılması gerekmektedir. Ayrıca doğumdan sonra bebeğin eşiği çıkmazsa ayrı bir operasyon yapılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Bebeğin eşiğinin çıkmaması sorunu da günümüz de ender rastlanmaktadır.
Normal doğum ve ya sezaryen doğumlar da genel anestezi verilmesine bağlı olarak doğum yapıldıktan sonra uyanamama gibi sorunlar da görülmektedir. Fakat günümüz de ameliyatlar son teknoloji ile yapılmasından ve anne adaylarının genç olmasından dolayı uyanamam gibi bir durum söz konusu bile değildir.Sezaryen doğumlarda ise yine doğum esnasın da ve doğumdan sonra bazı ender sorunlarla karşılaşılmaktadır. Sezaryen doğumdan sonra yara yerinin açılması, yara yerinin yangı kapması, yine çok ender görülen idrar torbasının yangı kapması ve yaralanması ve ya çok riskli ve zorlu bir ameliyat ya da çok hızlı bir ameliyat geçirildiyse, buna bağlı olarak bağırsak yaralanmaları veya idrar kanalının yaralanması gibi sorunlar meydana gelebilmektedir.
Anne adayları normal doğumu tercih etmelerine rağmen bazı durumlar da sezaryene başvurulmaktadır. Bebek bazı durumlardan dolayı doğum kanalına ilerleyemezse, Rahim ağzı yeterince açılmazsa veya bebeğin kalp atışlarının yavaşlaması ve nefes alıp alamadığı konusunda uzmanların endişeleri ve gözlemleri mevcutsa acil olarak sezaryen ile bebeğin çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca normal doğum veya sezaryen doğumdan sonra bazı sebeplerden dolayı durdurulamayan kanamalar gözükmektedir. Durdurulamayan kanamalara günümüzde ender rastlanmaktadır. Fakat böyle bir durumla karşılaşıldığı zaman ayrı bir operasyon yapılması gerekmektedir. Ayrıca doğumdan sonra bebeğin eşiği çıkmazsa ayrı bir operasyon yapılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Bebeğin eşiğinin çıkmaması sorunu da günümüz de ender rastlanmaktadır.
Normal doğum ve ya sezaryen doğumlar da genel anestezi verilmesine bağlı olarak doğum yapıldıktan sonra uyanamama gibi sorunlar da görülmektedir. Fakat günümüz de ameliyatlar son teknoloji ile yapılmasından ve anne adaylarının genç olmasından dolayı uyanamam gibi bir durum söz konusu bile değildir.Sezaryen doğumlarda ise yine doğum esnasın da ve doğumdan sonra bazı ender sorunlarla karşılaşılmaktadır. Sezaryen doğumdan sonra yara yerinin açılması, yara yerinin yangı kapması, yine çok ender görülen idrar torbasının yangı kapması ve yaralanması ve ya çok riskli ve zorlu bir ameliyat ya da çok hızlı bir ameliyat geçirildiyse, buna bağlı olarak bağırsak yaralanmaları veya idrar kanalının yaralanması gibi sorunlar meydana gelebilmektedir.
1 Mayıs 2014 Perşembe
Sezaryen Öncesi Hazırlıklar
Sezaryen Öncesi Hazırlıklar
Sezaryen olmak için hastaneye gidilmeden önce yapılması gereken bazı hazırlıklar vardır. Bunlar ameliyat olacak kişilerin yapması gereken hazırlıklara benzemesine rağmen yine de farklılıklar göstermektedir. Bunların nedeni sezaryen işleminde doğum gerçekleşmesinden dolayıdır. Söyleyeceğimiz hazırlıklar tarihi belirlenmiş sezaryenler için geçerli olmakta, ani sezaryenler için bu hazırlıklar yapılmamalıdır.
Çoğu zaman doktorlar ameliyat olacak hastalara, ameliyattan önce duş almasını önerir. Bu hijyen açısından çok önemli bir husus olmakla beraber, enfeksiyon riskini de beraberinde getirmektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı hastadan sezaryen öncesi duş alması istenir. Sezaryen ameliyatına bir hafta veya birkaç gün kala genital bölgeye veya karına ağda(traş) yapılması münasip değildir çünkü burada ağda veya traş sonrası oluşacak yaralar ameliyat sırasında enfeksiyon kapabildiği için doktorlar tarafından tavsiye edilmemektedir. Gerekirse bunu hastane personeli yapacaktır.
Önemli hastalıkları olan hastalar ,örneğin diyabeti,guatrı,hipertansiyonu olan hastalar mutlaka hastaneye yatış yapacaklarsa bu ilaçları yanlarına almalılardır.
Bir diğer önemli husus ise hastaneye yatış yapacak hastaların yanlarına ameliyat çantası almaları gerekmektedir.Bu çanta içinde bebeğe lazım olacak eşyalar ve hastalara lazım olacak eşyalar olmalıdır.Ayrıca sezaryen yapmak için hastaneye gidecek hastalara o ana kadar yapılan tahliller ve gebelik dosyasının, hastanın yanında götürmesi çok önemli bir husus olmaktadır.
Ameliyata 1 gün kala gebe bayanın hiçbir şekilde alkol ve sigara ve doktorun tavsiye ettiği ilaçların dışında hiçbir ilaç almaması gereklidir.
Sezaryen olmak için hastaneye gidilmeden önce yapılması gereken bazı hazırlıklar vardır. Bunlar ameliyat olacak kişilerin yapması gereken hazırlıklara benzemesine rağmen yine de farklılıklar göstermektedir. Bunların nedeni sezaryen işleminde doğum gerçekleşmesinden dolayıdır. Söyleyeceğimiz hazırlıklar tarihi belirlenmiş sezaryenler için geçerli olmakta, ani sezaryenler için bu hazırlıklar yapılmamalıdır.
Çoğu zaman doktorlar ameliyat olacak hastalara, ameliyattan önce duş almasını önerir. Bu hijyen açısından çok önemli bir husus olmakla beraber, enfeksiyon riskini de beraberinde getirmektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı hastadan sezaryen öncesi duş alması istenir. Sezaryen ameliyatına bir hafta veya birkaç gün kala genital bölgeye veya karına ağda(traş) yapılması münasip değildir çünkü burada ağda veya traş sonrası oluşacak yaralar ameliyat sırasında enfeksiyon kapabildiği için doktorlar tarafından tavsiye edilmemektedir. Gerekirse bunu hastane personeli yapacaktır.
Önemli hastalıkları olan hastalar ,örneğin diyabeti,guatrı,hipertansiyonu olan hastalar mutlaka hastaneye yatış yapacaklarsa bu ilaçları yanlarına almalılardır.
Bir diğer önemli husus ise hastaneye yatış yapacak hastaların yanlarına ameliyat çantası almaları gerekmektedir.Bu çanta içinde bebeğe lazım olacak eşyalar ve hastalara lazım olacak eşyalar olmalıdır.Ayrıca sezaryen yapmak için hastaneye gidecek hastalara o ana kadar yapılan tahliller ve gebelik dosyasının, hastanın yanında götürmesi çok önemli bir husus olmaktadır.
Ameliyata 1 gün kala gebe bayanın hiçbir şekilde alkol ve sigara ve doktorun tavsiye ettiği ilaçların dışında hiçbir ilaç almaması gereklidir.
Etiketler:
doğum,
doğum hazırlıkları,
doğum öncesi,
sezaryen,
sezaryen doğum
22 Aralık 2013 Pazar
Doğumlar Arasındaki Zaman Farkı
Doğumlar Arasındaki Zaman Farkı
Bir bebeği doğduktan sonra ikinci bir bebeği düşünen çiftler elbette ki vardır. İlk bebeğinin heyecanını, mutluluğunu, sevincini elbette ki her çift ister. Fakat doğumlar arasındaki zaman farkı çok önemlidir. Bu zaman farkını gözeterek doğum planı yapmak çift için sağlıklı bir plan olacaktır. Çünkü doğumdan sonra belirli bir zaman koymadan ikinci bebeği beklemek hem ikinci doğacak bebeğiniz için hem de anne için bir hayli risk taşımaktadır. Yani ikinci gebelik döneminde düşük olması ve anne adayının sağlık durumunun kötüye gitmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden dolayı da iki doğum arasında belirli bir zamanın geçmesi faydalı olacaktır. Ayrıca ilk bebeğinize ayırabileceğiniz daha çok vakit kalacaktır. Onun heyecanını ve mutluluğunu daha rahat yaşayabileceksiniz.Şimdi de bu zaman farkının ne kadar olması gerektiğini anlatmaya çalışacağız. Öncelikle doğumdan sonraki ilk 6-7 ay içerisinde kesinlikle ikinci bir bebeği düşünmemelisiniz. Çünkü doğumdan sonraki bu aylar içinde yapılan çocuğun düşük veya sağlıksız doğma riski bir hayli fazladır. Bu kadar sık doğum yapan annelerde ise kansızlık gibi sorunlar görülebiliyor. Anne vücudunun doğumdan sonra kendini toparlaması için ikinci bir gebeliğin daha sonraları olmasında yarar var. İlk doğumun hemen sonrasında olan ikinci bir gebelik ise ilk doğan bebeğinizin gelişimi açısından olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebepten dolayı da doktorlar doğumlar arasında kesinlikle 2 yıl kadar bir zaman olması konusunda hem fikirdir.
İlgili aramalar: ne kadar arayla hamile kalınmalıdır? kaç yıl arayla doğum yapılmalı? ikinci bebek için ne kadar beklemek gerekir? doğumlar arasında ne kadar zaman olmalıdır?
10 Mart 2012 Cumartesi
Doğum
DOĞUM
Her kadın ilk çocuğunun doğumunu hatırlar. Bir çok kadın için bu yaşamlarının en önemli olayı olmuştur ve olacaktır. Her kadının çocuk doğurmaya yaklaşımı değişiktir; ancak hepimizin ortak duygularımız da vardır. Bu duyguların başında korku gelir. Ağrılı olacağını bildiğimiz ve antenatal muayenelerde bu ağrıya nasıl dayanabileceğimiz anlatıldığı halde hepimiz ağrıdan korkarız. Yine her kadın gebeliği sırasında çocuğunun normal olmayacağından korkmuştur. Çoğu kadın için gebeliğin son ayında bu korku büyür, derinleşir. Çoğumuz doğum olayının kendisinden de korkarız; komplikasyon olacak mı, çok uzun sürecek mi, bebek için tehlikesi var mı, sezaryen ameliyat gerekecek mi, hatta, gerektiği gibi davranacak mıyım?

Bu korkuların tümü normaldir. Başarılı bir doğumdan sonra bile, çoğu kadın, ikinci ve sonraki gebeliklerinde aynı korkulan duyarlar. Bütün bunlara karşın pek çoğumuz dünyaya normal yollarla normal bebekler getiririz. Hem kocam yanımdayken, hem de yanımda yokken çocuk doğurduğum için kesinlikle hangisini tercih ettiğimi biliyorum. Kocam bana büyük bir destek oldu. En ağrılı zamanlarda bana cesaret verdi, rahatlattı. Sancıya dayanmamı kolaylaştırdı, beni daha güçlü kıldı. YAZININ DEVAMINA GİT
Her kadın ilk çocuğunun doğumunu hatırlar. Bir çok kadın için bu yaşamlarının en önemli olayı olmuştur ve olacaktır. Her kadının çocuk doğurmaya yaklaşımı değişiktir; ancak hepimizin ortak duygularımız da vardır. Bu duyguların başında korku gelir. Ağrılı olacağını bildiğimiz ve antenatal muayenelerde bu ağrıya nasıl dayanabileceğimiz anlatıldığı halde hepimiz ağrıdan korkarız. Yine her kadın gebeliği sırasında çocuğunun normal olmayacağından korkmuştur. Çoğu kadın için gebeliğin son ayında bu korku büyür, derinleşir. Çoğumuz doğum olayının kendisinden de korkarız; komplikasyon olacak mı, çok uzun sürecek mi, bebek için tehlikesi var mı, sezaryen ameliyat gerekecek mi, hatta, gerektiği gibi davranacak mıyım?
Bu korkuların tümü normaldir. Başarılı bir doğumdan sonra bile, çoğu kadın, ikinci ve sonraki gebeliklerinde aynı korkulan duyarlar. Bütün bunlara karşın pek çoğumuz dünyaya normal yollarla normal bebekler getiririz. Hem kocam yanımdayken, hem de yanımda yokken çocuk doğurduğum için kesinlikle hangisini tercih ettiğimi biliyorum. Kocam bana büyük bir destek oldu. En ağrılı zamanlarda bana cesaret verdi, rahatlattı. Sancıya dayanmamı kolaylaştırdı, beni daha güçlü kıldı. YAZININ DEVAMINA GİT
Sponsorlu Bağlantılar:
Oğlumuzun yaşamdaki ilk dakikalarını benimle birlikte gördü; bu bizi daha da yakınlaştırdı. Başarımdan ötürü benimle gurur duydu, sevincimi arttırdı. Yeni bebeğimizi benimle birlikte kucaklayarak ailemizin bağlarının güçlenmesini sağladı. Tabii, bu bir tercih sorunudur. Çoğu erkek, eşleri çocuk doğururken kesinlikle yanında olmak istemez. Eşinizi inandırmaya çalışın, ama onu zorlamayın. Doktora ya da ebeye önceden bildirmeyi unutmayın ki gerekli ayarlamalar yapılsın. Çoğu doğum kliniğinde babaların doğum odasına girmesi mutluluk verici bir olaydır.
Etiketler:
babanın doğuma girmesi,
doğum,
doğum korkuları,
hamilelikte babanın görevi
28 Şubat 2012 Salı
Doğum Nasıl Olur?
Doğum Nasıl Olur? Doğumun Nasıl Gerçekleştiğine Birlikte Bakalım...
Annenin son adet görmesinden, yaklaşık olarak, ikiyüz doksandört gün sonra, doğum yakındır. Erken doğumlar olduğu gibi, geç doğumlar da vardır. Uterusun (rahimin) ilk kasılmalarını sezen anne, doğumun çok yakında olacağını söyler. Uterusun çok güçlü kasları, düzenli aralıklarla kasılmaya başlar. İlk olarak yarım saatte bir, sonra çeyrek saatte bir. Kasılmalar bu kadar sıklaştığında da anne hastaneye gider ve doktorunu çağırır.

Uterus kasılmalarının temposu sıklaşır; iki kasılma arasında bir dakika bile geçmez olur. Kasılma iki türlüdür: Açılmaya yardım edenler ve fırlatmaya yardım edenler. Bu süre içinde vagina da azar azar açılır, genişler.
Doğum süresi, (buna fransızcada, iş anlamına gelen travay denir) her kadına göre değişir. Çoğu zaman ilk doğum biraz daha uzun zaman alır. Fiziksel ve ruhsal bakımdan sağlıklı bulunan kadın, rahatlama ve soluk alma idmanları yaparak bu olaya kendini özenle hazırlamışsa, doğumun kolayca ve çok çabuk olduğunu görür.
Uterus kasılması, bebeğin geçebilmesi için uterusun alt ucundaki uterus boynunu açar. Boynun her yönü düzenli biçimde açılır; çünkü, uterusun kasılması çocuğun içinde bulunduğu su kesesini itmiş ve su kesesi de bu basıncı boynun her noktasına aynı şiddetle ulaştırmıştır. Su kesesi, bu her yana yaptığı eşit baskıyla boymu düzenli olarak açtıktan sonra, yine uterus kasılmasının sürekliliği yüzünden, vagina içine gelen yerinden yırtılır. Su kesesinden sıvı vagina içine oradan dışarıya akarken, su kesesinin bıraktığı boşluğa çocuk itilir. Uterus kasılmalarının ardı kesilmediği için çocuk vagina içine ve oradan dışarı kolayca yönelir. Tam bu anda, anne, hiç elinde olmadan, olanca gücüyle "ıkınır". Annede bütün kaslar, refleksler (isteğimizden bağımsız olarak, herhangi bir uyarı sonucu oluşan kas ve organ çalışmaları), heyecanlar hep birbiriyle uyumlu olarak çalışır, birkaç kasılma da bebeği dışarı fırlatmaya yeter.
Genellikle, ilk önce bebeğin başı çıkar. Buna başla geliş denir. Ayakla gelişler de olur. Buna makat geliş denir. O zaman, doğumu kolaylaştıran kimse versiyon (çevirme) yapar. Doğanın bu gibi fantazileri, iyi bir doğumcu için çok kolay aşılan engellerdir.
Çocuktan sonra, plasentanın (son) ve çocuğun içinde bulunduğu boş kesenin de dışarı atılmasıyla her şey biter. Uterusun son kasılmalarıyla, bunların da dışarı atılması yaklaşık olarak, yarım saat sürer. Demek ki, bu kalıntılar bebekten yarım saat kadar sonra atılıyor. Bebeğin tümü dışarı çıkar çıkmaz, göbek bağı, ortasından, birbirine yakın iki düğümle bağlanır; sonra, iki düğüm arasından kesilir. Göbek bağı düğümlenip kesilir kesilmez, çocuk, genellikle, bu dünyaya gelişini keskin çığlık ve ağlamalarla selamlar. Bu da akciğerlerinin çalışmasına yol açar. Artık o da öteki insanlar gibi soluk alarak yaşayacaktır. Anneden oksijeni kendisine getiren göbek bağı kesiliverdi artık. Bu sebeple annelerin bir çoğu kızlarına doğum yapmanın bir kadın için çok ilginç bir şey olduğunu söyler.. Bir çok anne, bu iş olurken ille de anestezi (ilaçla uyuşturma) isterler. Ben, bunu çok üzücü buluyorum. Doğumun tam ortasında anne "Artık buna dayanamayacağım" diye yakınır. O zaman kendisi uyutulur ve uyandığı zaman çocuk çoktan beşiğini boylamıştır. Tabiî, bu anestezi (uyuşturma) eğer doğum olayını durdurmadıysa. Bu anne, kendine gelince, bir yalnızlık duyar. Bu duygu anlatılması güç bir boşluk izlenimidir. Hastane kuralları elverince de, bebek kendisine getirilir. Annenin ilk sözü "Bu benim mi?" olur, çünkü onu tanımıyor. Öyleyse, gebelikle ana ve bebeğin ilk karşılaşması arasında bir kopukluk, bir tür kesiklik var demektir. Bu hoş bir şey olamaz.
Bunun tersi, bir kadın için uyutulmayı istememek cesareti kendisine unutulmaz bir doğum deneyimi kazandırır. Kendi vücudundan çocuğunun başının çıktığını görür, en küçük çizgilerine kadar farkedebilir. Annenin belleğine, bu çizgiler, bir daha hiç silinmemek üzere yerleşir. Bunun kendi bebeği olduğunu bilir. Hekim çocuğunu kendisine bağlayan kordonu keserken görür. Uyumadığı için, annenin kollarına uzatılan çocuk uyanıklığının en büyük ödülü olur. Bütün bu olup bitenler onun dişiliğinin en değerli tacıdır. Bir kadın olmaya gelince, bu da sonuna kadar iyi bir şeydir!
Dr. Chollete - Aramalar: bebek ne zaman doğar, hamilelikten kaç gün sonra bebek doğar, bebek anne karnında nasıl nefes alır, bebek anne karnında nasıl beslenir, doğum nasıl gerçekleşir
Annenin son adet görmesinden, yaklaşık olarak, ikiyüz doksandört gün sonra, doğum yakındır. Erken doğumlar olduğu gibi, geç doğumlar da vardır. Uterusun (rahimin) ilk kasılmalarını sezen anne, doğumun çok yakında olacağını söyler. Uterusun çok güçlü kasları, düzenli aralıklarla kasılmaya başlar. İlk olarak yarım saatte bir, sonra çeyrek saatte bir. Kasılmalar bu kadar sıklaştığında da anne hastaneye gider ve doktorunu çağırır.
Uterus kasılmalarının temposu sıklaşır; iki kasılma arasında bir dakika bile geçmez olur. Kasılma iki türlüdür: Açılmaya yardım edenler ve fırlatmaya yardım edenler. Bu süre içinde vagina da azar azar açılır, genişler.
Doğum süresi, (buna fransızcada, iş anlamına gelen travay denir) her kadına göre değişir. Çoğu zaman ilk doğum biraz daha uzun zaman alır. Fiziksel ve ruhsal bakımdan sağlıklı bulunan kadın, rahatlama ve soluk alma idmanları yaparak bu olaya kendini özenle hazırlamışsa, doğumun kolayca ve çok çabuk olduğunu görür.
Uterus kasılması, bebeğin geçebilmesi için uterusun alt ucundaki uterus boynunu açar. Boynun her yönü düzenli biçimde açılır; çünkü, uterusun kasılması çocuğun içinde bulunduğu su kesesini itmiş ve su kesesi de bu basıncı boynun her noktasına aynı şiddetle ulaştırmıştır. Su kesesi, bu her yana yaptığı eşit baskıyla boymu düzenli olarak açtıktan sonra, yine uterus kasılmasının sürekliliği yüzünden, vagina içine gelen yerinden yırtılır. Su kesesinden sıvı vagina içine oradan dışarıya akarken, su kesesinin bıraktığı boşluğa çocuk itilir. Uterus kasılmalarının ardı kesilmediği için çocuk vagina içine ve oradan dışarı kolayca yönelir. Tam bu anda, anne, hiç elinde olmadan, olanca gücüyle "ıkınır". Annede bütün kaslar, refleksler (isteğimizden bağımsız olarak, herhangi bir uyarı sonucu oluşan kas ve organ çalışmaları), heyecanlar hep birbiriyle uyumlu olarak çalışır, birkaç kasılma da bebeği dışarı fırlatmaya yeter.
Genellikle, ilk önce bebeğin başı çıkar. Buna başla geliş denir. Ayakla gelişler de olur. Buna makat geliş denir. O zaman, doğumu kolaylaştıran kimse versiyon (çevirme) yapar. Doğanın bu gibi fantazileri, iyi bir doğumcu için çok kolay aşılan engellerdir.
Çocuktan sonra, plasentanın (son) ve çocuğun içinde bulunduğu boş kesenin de dışarı atılmasıyla her şey biter. Uterusun son kasılmalarıyla, bunların da dışarı atılması yaklaşık olarak, yarım saat sürer. Demek ki, bu kalıntılar bebekten yarım saat kadar sonra atılıyor. Bebeğin tümü dışarı çıkar çıkmaz, göbek bağı, ortasından, birbirine yakın iki düğümle bağlanır; sonra, iki düğüm arasından kesilir. Göbek bağı düğümlenip kesilir kesilmez, çocuk, genellikle, bu dünyaya gelişini keskin çığlık ve ağlamalarla selamlar. Bu da akciğerlerinin çalışmasına yol açar. Artık o da öteki insanlar gibi soluk alarak yaşayacaktır. Anneden oksijeni kendisine getiren göbek bağı kesiliverdi artık. Bu sebeple annelerin bir çoğu kızlarına doğum yapmanın bir kadın için çok ilginç bir şey olduğunu söyler.. Bir çok anne, bu iş olurken ille de anestezi (ilaçla uyuşturma) isterler. Ben, bunu çok üzücü buluyorum. Doğumun tam ortasında anne "Artık buna dayanamayacağım" diye yakınır. O zaman kendisi uyutulur ve uyandığı zaman çocuk çoktan beşiğini boylamıştır. Tabiî, bu anestezi (uyuşturma) eğer doğum olayını durdurmadıysa. Bu anne, kendine gelince, bir yalnızlık duyar. Bu duygu anlatılması güç bir boşluk izlenimidir. Hastane kuralları elverince de, bebek kendisine getirilir. Annenin ilk sözü "Bu benim mi?" olur, çünkü onu tanımıyor. Öyleyse, gebelikle ana ve bebeğin ilk karşılaşması arasında bir kopukluk, bir tür kesiklik var demektir. Bu hoş bir şey olamaz.
Bunun tersi, bir kadın için uyutulmayı istememek cesareti kendisine unutulmaz bir doğum deneyimi kazandırır. Kendi vücudundan çocuğunun başının çıktığını görür, en küçük çizgilerine kadar farkedebilir. Annenin belleğine, bu çizgiler, bir daha hiç silinmemek üzere yerleşir. Bunun kendi bebeği olduğunu bilir. Hekim çocuğunu kendisine bağlayan kordonu keserken görür. Uyumadığı için, annenin kollarına uzatılan çocuk uyanıklığının en büyük ödülü olur. Bütün bu olup bitenler onun dişiliğinin en değerli tacıdır. Bir kadın olmaya gelince, bu da sonuna kadar iyi bir şeydir!
Dr. Chollete - Aramalar: bebek ne zaman doğar, hamilelikten kaç gün sonra bebek doğar, bebek anne karnında nasıl nefes alır, bebek anne karnında nasıl beslenir, doğum nasıl gerçekleşir
Etiketler:
anestezi,
anne karnında bebek,
baş geliş,
doğum,
doğum belirtileri,
doğum nasıl gerçekleşir,
makat geliş,
refleks
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
