2 Ocak 2013 Çarşamba

Laparoskopi Nasıl Yapılır?


LAPAROSKOPİ NASIL YAPILIR?

Genel anestezi altında yapılan laparoskopi göbek deliğinden ince bir teleskop karın içine sokularak organların görüntülenmesi işlemidir. Daha önceleri tanısal amaçlı yapılan bu işlem teknolojinin gelişmesi ile birlikte tedavi amaçlı yapılmaktadır. İşlem genel anestezi uygulandıktan sonra hastanın uyuması ile birlikte antiseptik temizlik yapılarak başlar. Göbek deliğinden girilerek yapılan iğne ile karbondioksit gazı verilir. Bunun yapılmasındaki amaç karın boşluğunu şişirerek bağırsakları itmek ve uygun ortamı yaratmaktır.
laparoskopi nasıl yapılır

Daha sonra göbek deliğinin hemen altına bir santimetre uzunluğunda bir kese açılarak trokar adı verilen boru karın boşluğuna yerleştirilir. Bu borunun ucundaki teleskop sayesinde incelemeler yapılır. Ayrıca yerleştirilen kamera ile ekrandan da görüntüler izlenebilmektedir. Operasyon bittikten sonra tüm aletler çıkarılarak kanama olup olmadığı kontrol edilerek batın içindeki gaz mümkün olduğu kadar boşaltılır. Daha sonra kesiler onarılır. Hasta yapılan operasyonun durumuna göre 6 ila 8 saat, bazen de 24 saat gözlem altında tutulur ve daha sonra taburcu edilir. Açılan kesiler dikiş atılmadan özel flasterler ile de yapıştırılabilir.

Laparoskopi Nedir?


LAPAROSKOPİ

Laparoskopi Nedir?



Laparoskopi karın boşluğunun kamera yardımı ile izlenmesidir ve kapalı ameliyat olarak bilinmektedir. Laparoskopi işlemi genel anestezi altında yapılan bir işlemdir. Alet olarak minyatür bir teleskop diyebiliriz. Göbek deliğinin altından açılan bir delikten 10 mm çapındaki bir boru ile karın boşluğuna girilerek gaz verilir. Karın içinin şişmesi ve organların bir birinden ayrılması sağlanır. Bu delikten sokulan kamera ile tüm iç genital organlar izlenebilir.
laparoskopi nedir, laparoskopi nasıl yapılır, laparoskopi neden yapılır

Doktor gerek gördüğü durumlarda açılan bu delikten makas, koter ya da bisturi gibi aletlerle çeşitli operasyonları da laparoskopi ile gerçekleştirmektedir. Bu işlemin yapılamasındaki amaç kısırlık, kronik kasık ağrısı, tüp ligasyonu, endometriozis, over kistleri, polikistik over, yapışıklıklar, histerektomi, dış gebelik, myomektomi gibi durumlarda laparoskopi yapılması gerekmektedir. Bu işlem bazen tanı koyulması bazen de tedavi etmek amacı ile yapılmaktadır. Görülebilecek komplikasyonlar mesane, barsak ve damarlarda zedelenme, Kan pıhtısı, enfeksiyon, ağrı, kanama, karbondioksitin dolaşıma geçerek emboliye neden olması gibi komplikasyonlar görülebilse de hastanın normal hayata dönmesi çok kısa sürmektedir.

1 Ocak 2013 Salı

Akciğer Hastalıklarının Nedenleri


Akciğer Hastalıklarının Nedenleri



Akciğerleri örten hassas dokular enfeksiyonlara ve fiziksel zedelenmelere karşı özellikle hassastırlar. Hava yolları sürekli olarak atım yapan küçücük kirpiksi tüylerle kaplıdır. Bu kirpikler soluk alınan havadaki tozları ve diğer istenmeyen maddeleri akciğerlerden boğaza geri götüren sümüklü salgının akışını sağlar. Sigara içme bu kirpikleri felce uğratır; sümüksü sıvı ile sigara katranının akciğerlerde birikmesine ve sigaradan kaynaklı öksürüğe yol açar. Bu gibi maddelerin devamlılığı akciğer kanserini oluşturabilir. Kömür tozu, asbest lifleri, çeşitli madensel tozlar gibi başka maddeler de akciğerlere kaçabilir. Bunların hepsi uzun süre solunursa önemli akciğer hastalıklarına neden olurlar. Bunun yanısıra akciğerlerin yapısında ve işlevlerinde görülen amfizem, akciğer kisti, göğüs kafesinin çökük ya da çıkıntılı olması vb. gibi doğuştan gelen bozuklukların neden olduğu hastalıklar da vardır.

Akciğerler Nasıl Çalışır


Akciğerler Nasıl Çalışır?



Dinlenirken her solukta yarım litre kadar hava alır ve veririz. Ancak dışarı verdiğimiz hava değişmiş; oksijeni azalmış ve içindeki karbondioksit artmıştır. Akciğerlerin temel görevi havayı kana yaklaştırmak ve alyuvarların oksijen almasını sağlamaktır. Bir artık madde olan karbondioksit de bu sırada kandan ayrılarak solukla dışarı verilir. Akciğerin görevi kısaca vücudumuzun ihtiyacı olan oksijeni sağlamak ve oksijenin vücudumuz tarafından kullanılışından sonra açığa çıkan atık madde karbondioksiti dışarı atmaktır.
akciğerler nasıl çalışır

Hava, burun ve ağız yoluyla, nefes borusu adı verilen esnek bir borudan geçerek akciğerlere ulaşır. Nefes borusu, bronşlara (bronşit oluşan bölge) ve daha küçük olan bronşiyollere ayrılır ve alveol denilen keselerde sonlanır. Alveoller kan damarları tarafından bol kanla beslenir, çeperlerinden oksijen ve karbondioksit serbestçe geçer.

Soluk almamız ve vermemiz iki türlü gerçekleşir. Göğüs kafesi, kaburgalara ve omurgaya bağlı kaslarla genişler; genişlemeyle birlikte akciğerlerin içindeki basınç azalır ve hava içeri girer. Kaslar gevşeyince göğüs kafesi daralır, akciğerlerde bulunan hava dışarı atılmaya zorlanır.

Ayrıca diyafram da solunumda etkili olur. Diyafram, akciğerlerimizi ve kalbi, karın organlarımızdan ayıran bir kas tabakasıdır. Diyafram büzülünce göğüs kafesinin hacmi büyür, soluk alma gerçekleşir. Diyafram gevşeyince de soluk alma soluk verme oluşur. Diyafram solunumu en önemli solunum biçimidir. Göğüs kafesiyle solunum ise koşmak gibi daha çok yorucu faaliyetler sırasında vücudun normalden daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğu zaman yapılmaktadır.

Yüksek Tansiyonun Zararları


Yüksek Tansiyonun Zararları



Yüksek kan basıncı, eskiden olduğu gibi günümüzde de en fazla görülen ölüm nedenlerinden biridir. Tedavi edilmezse kalpte, böbreklerde ve beyinde önemli zararlara yol açar. Yüksek kan basıncı ya da yüksek tansiyon (hipertansiyon)'un en küçük kan damarlarının aşırı büzülmesinin sonucu olduğu sanılmaktadır. Bu nedenle kalbin dolaşım sistemine kan basabilmesi için daha fazla güçle çalışması gerekir; bu fazla çalışma nedeniyle genişler ve sonunda yetersiz hale gelebilir. Aynı şekilde böbrekler de artan basınca ayak uyduramazlar. Böbreklerin yetersiz hale gelmeleri hastanın yüksek tansiyonunu arttırır ve durumunu daha da güçleştirir.

İleri yaşlarda atardamar çeperleri, esnekliğini kaybeder ve eğer kan basıncı çok yüksekse, beyni besleyen atardamarlar kopabilir, kanama ve hasar, felç ya da ölüm izleyebilir.

Dolaşım Sistemi Hakkında Kısa Bilgi


Dolaşım sistemi hakkında kısa bilgi



dolaşım sistemi, kardiyovasküler sistem
Dolaşım sisteminin elemanları kalp, damarlar ve kandır. Bu sistemin diğer adı kardiyovasküler sistemdir. Kalpten çıkan kan, atardamarlarda ilerler ve kılcal damarlar yoluyla vücuttaki her organa ulaşana kadar defalarca bölünür. Kılcal damarlar o kadar ki alyuvarların sıkışarak girebileceği ölçüde dardır. Alyuvarların taşıdığı besin ve oksijen, kılcal damarların çeperlerinden dokulara geçer. Karbondioksiti de içeren atık maddeler de aynı şekilde dokulardan kana karışır. Kılcal damarlarda oksijenini yitiren kan bir toplardamar ağıyla ve giderek genişleyen damarlarla kalbe dönen büyük damarlara akar. Bu kar sularının ırmaklarla, oradan denizlerle ve oradan okyanuslarla buluşması gibidir. Toplardamarların yapısı atardamarlardan farklıdır; çeperleri daha incedir ve ayağa kalktığımızda kirli kanın bacaklarımıza dönmesini sağlayacak bir tek yönlü akışı gerçekleştiren kapakları içerir. Bu tek yönlü kapaklar iyi çalışmazsa; bacaklardaki damarlar aşırı kan basıncı nedeniyle gerilir. Bunlar deriye yakın damarlarsa varis dediğimiz dolaşım bozukluğu hastalığını oluştururlar ve ameliyatla alınabilirler.

Dolaşım sisteminin görevi hücrelere gerekli enerjiyi sağlayarak canlılıklarının devamını sağlamaktır. Ayrıca hücrelerin enerjiyi oluşması sonucu meydana çıkan atık maddeleri, karbondioksiti ve suyu vücuttan dışarı atmak için akciğerlere ve böbreklere taşır. Böylede vücudumuzu mikroplara karşı da korur.

Kılcal damarlar ve bağlı oldukları kan damarları çok küçük oldukları için, kanın akışına ve kan basıncının kaynağı olan kalbe karşı direnç gösterirler. Doktorların kolumuza taktıkları tansiyon aletleriyle ölçümünü yaptıkları işte bu basınçtır. Dolaşım sistemi sadece besin ve oksijeni değil, iç salgı bezleri tarafından üretilen hormonları da taşıma görevini yerine getirir.