kadının cinsellikte rolü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadının cinsellikte rolü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Kadının Cinsellikteki Durumu


Cinsel uyumsuzlukta kadınların durumu:

Bilindiği gibi bundan 60-70 yıl öncesine kadar insanın tüm cinsel yaşantısı büyük bir gizlilik içinde düşünülüyordu. Sanki insanın bu yaşantısının haz verdiği görmemezlikten geliniyor ve özellikle kadının cinselliği bir anlamda inkar ediliyordu. Kadının cinsel ilişkide hiçbir aktif rol oynamaksızın kocasına karşı görevini yerine getirdiği düşüncesini erkekler kadar kadınlar da normal kabul ediyordu. Hatta erkekler, eşlerinin istekli olmamasını bekliyor, haz alacağı davranışlar hafiflik veya "kötü kadın olmak" gibi kavramlarla eş anlamlı tutuluyordu. Zaten o yıllarda kısmen eğitim eksikliğinden, belki de kısmen erkeğin hakim olma isteğinden kadın ekonomik anlamda erkeğe tümüyle bağımlıydı.

Ancak, hatırlanacağı gibi sanayileşmiş ülkelerde, 2. Dünya Savaşı yıllarında askere giden erkeklerin yerini fabrikalarda ilk kez kadınlar almış, o güne kadar elinin hamuru ile erkek işine karışmamış kadın, erkek işinde başarılı oluvermişti. Nitekim savaş sonrası erkeklerin sayıca azalmaları nedeniyle de kadınların çoğu fabrikalarda çalışmayı sürdürmüştü. Sonra da bilindiği gibi kadınların çoğunluğu o eski geleneksel rollerine dönmemekte direnmişti. Son yıllarda eğitimin yaygınlaşması ve kızların da artık eğitilmesiyle, kadınlar her alanda erkekler gibi varlıklarını duyurmaya başlamışlardır.

Bu arada özellikle son yıllarda yeni yetişen kadın psikanalistler, kadının cinsel yaşamını incelemeye eğildikçe, şaşırtıcı kavramlar ortaya kondu, yer yer Freud'un klasik erkek egemenliğine dayalı kuramlarının yanlışlığı kanıtlandı. Örneğin, eskiden sanıldığı gibi cinsel ilişkide normal erkeğin her zaman dominant ve agresif, normal kadının da her zaman pasif ve mazoşist olmayabildiği görüldü. Bu şu demekti:

Cinsel ilişkide erkek giren, kadın ise alıcıdır, eski görüşe göre erkeğin girmesinde aktiflik, kadının almasında ise pasiflik hakimdi. Bugün ise cinsel ilişkide gereğinde erkeğin de pasif ve tabi olan bir girici, dişinin ise hareketli aktif, dominant bir alıcı olabildiği kabul edilir. Gene eskiden kadın vajenine girme işleminin kadına acı verdiği ve bundan zevk alan kadının da mazoşist olduğu düşünülürdü. Ayrıca kadının iç baskı ve kontrolünün erkekten daha zayıf olduğu, erkek tarafından korunma ve sevilme ihtiyacını duyduğu düşünülürdü.

Bugün cinsel ilişkinin biyolojik olarak acı verici bir olay olmadığı, cinsel anlamda uyarılan kadının vajeninde yumuşama ve salgılama meydana geldiği bilinmektedir. Acı verme düşüncesi, herhalde yapay biçimde kızların kulağının cinsiyetin pis, iğrenç, ayıp, hatta tehlikeli olduğu kavramlarıyla doldurulması ve bunun doğurduğu psikolojik tepkilere dayanmaktadır.

Orgazm sırasında dişi genital organlar son derece aktiftir, alıcılık kavramı hiçbir şekilde pasiflik demek değildir. Vajina da agressif olarak arayan, tutan, kavrayan ve atan bir organdır.

Yine araştırmalar bize kadında, erkekler için olanaksız olacak sayıda orgazm olabilme yeteneğini ortaya çıkarmıştır. Yine kadının erkekten çok daha uzun süre orgazma ulaştığı bilinmektedir.

Öyleyse kadın bu uyarılmayı nasıl elde edebilir ve sürdürebilir? Yukarıdaki bütün açıklamalar bizi şu sonuca götürür: Kadın bu uyarılmayı elde etmeyi hep karşısındaki erkekten beklemeyebilir, kadınlar artık kendi cinselliklerine önce kendileri sahip çıkabilirler. Kısaca kadın cinsel ilişkiye önce kendi beyniyle hazır hale gelebilir. Cinsel ilişki kadın için de çok haz verici bir eylem olduğuna göre, "Acaba, ben kendi bedenimden ve eşimin bedeninden bu hazzı nasıl alabilirim" düşüncesiyle bu hazzı aradığı, kendini rahat ve doğanın eline bıraktığı ölçüde cinsel ilişki birzorlama olmaktan çıkabilir.

Her kadın bunu başarabilir mi? Bu elbette bir bilinçlenme ve farkına varma halidir. Batılı ülkelerdeki aydın kadınların bu konuda bizden en az otuz yıl önde olduğunu hatırlamamız bize bir ipucu verebilir.

24 Mart 2012 Cumartesi

Kadında Cinsel Tepki ve Boşalma


KADINDA CİNSEL TEPKİ

Erkekte olduğu gibi kadında da cinsel tepki isteme bağlı olarak dört devreye bölünür. Masters ve Johnson, bu devreleri:

1) Heyecan veya uyanış devresi.

2) Plato ya da yükselme devresi.

3) Boşalım devresi.

4) Çözülme devresi, diye isimlendirirler.

kadınlarda orgazm kadınlarda boşalma seksin evreleri

Heyecan devresi: Çekici bir erkek görüntüsü de bu devrede belirli bir rol oynadığı halde görüntüsel bir uyanmadan çok, erkeğin bedensel teması önem kazanır. Kadında cinsel uyanış ayın zamanına bağlı olarak da değişir. Birçok kadın belirli zamanlarda çok artan cinsel arzular duyarlar. Özellikle devre ortasında ya da adetten hemen önce. Fakat tam ve sabit bir düzen çıkartılamamaktadır. Gelenek, adet ortasında dokular hassas, iltihaplanmaya hazır olduğu için cinsel birleşmenin sakıncalı olduğunu söyler; ancak bunun, gerçekte, kadını adet zamanında kirli bulan, eski bir Yahudi yasasından çıkmış olması mümkündür. Bu bir şanssızlıktır. Çünkü bazı kadınlar yalnız bu devrede güçlü istekler duyarlar. Adet sırasında cinsel birleşmeyi arzulayan kadının isteğini yerine getirmemek için hiç bir tıbbî neden gösterilemez. Dokular daha hassas, iltihaplanma oranı da daha yüksek değildir. Çiftleşme biraz kirlidir, hepsi bu kadar. Adet döneminde ilişkiye girmenin hiçbir sakıncası yoktur.

Kadında heyecan devresinin doruğa ulaşması erkeğe oranla daha yavaştır ve daha da uzun sürer. Bu devrede göğüs uçları dikleşir, etraflarındaki halka şişer ve koyulaşır. Klitorisin boyutları büyür, özellikle genişliği artar ve küçük dudaklar kanla doldukça daha yumuşak, daha kalın olur. Bu çeşitli değişimlerin ölçüsü kadından kadına değişkendir. Aynı zamanda leğen kuşağı dokularına sıvı girmekte, vajina yumuşamakta ve sıvının bir kısmı tuğlalar gibi, vajina duvarını meydana getiren minik hücre tabakalarına akmaktadır. Vajina beklediği penisin heyecanıyla terliyor gibidir. Vajinanın deliği yanına yerleşmiş iki küçük bez de sıvı salgılar; böylece giriş nemli ve kaygan olur. Eğer erkek, sıvı salgılanmadan ve bölge ıslaklaşmadan, cinsel birleşime başlarsa durum kadın için acı verici olabilir. Bu nedenden ötürü erkek kadını kendisini almaya hazır olana kadar uyarmaya devam etmelidir.

Plato Devresi: Bu devrede kadın, penisi, ıslanmış vajinasına kabul için hazır ve isteklidir. Penisin ileriye doğru hareketi, erkekle yakın fiziksel temas klitoris yöresini ve Venüs Tepesini uyarır, onu boşalım devresine doğru götürür. Fakat çoğunlukla kadın daha orgazma varmadan erkek varıp boşalacaktır. Genellikle kadın erkeğin zevkinin nedeni olduğunu düşünerek cinsel doygunluğa varacaktır. Fakat bazen cinsel gerilim çok yüksekte kalır. Hal böyleyse düşünceli bir erkek dişinin klitorisini ve Venüs tepesini okşayarak onun boşalmasını sağlamalıdır.

Boşalım: Uzun zaman kadınlarda iki değişik boşalımın olduğuna inanılırdı: Klitoris ve vajina orgazmı. Bir tetkik ve sonuçlandırma hatası olarak bundan Freud sorumludur. Freud klitoris orgazmını ancak mastürbasyonla elde edilen gelişmemiş bir yöntem olduğunu ve vajina orgazmının ancak cinsel duyarlılık merkezi, klitoral alandan vajinaya geçtiği zaman, cinsel ve psikolojik olgunlaşmayla meydana geldiğini öne sürdü. Bundan alınan sonuç, mastürbasyonun gelişmemiş, olgunlaşmamış olduğu ve yalnız mastürbasyonla orgazma varan kadının cinsel ve duygusal yönden olgunlaşmamış olduğudur. Buna karşın, vajina orgazmını hisseden bir kadın cinsel ve duygusal yönden olgundur. Bu yanlışlık yüzünden uzun süre kuşkuya düşülmüştür. Sonunda, gerçek, orgazmın nasıl meydana geldiğini araştıran ve böyle bir farklılık yaratmadığını belirten Masters ile Johnson tarafından ortaya çıkarılmıştır. Erkekte olduğu gibi kadında da boşalım ayni sallanışlara ve leğen kuşağı kaslarının ileri doğru hareketine bağlıdır. Erkek orgazmından tek farkı dişide fışkırtma olmamasıdır. Boşalma sırasında rahim ve vajina kasları çekilir ve epey dikleşmiş olan penis vajinadaysa, bazı kadınlarda çok daha büyük bir orgazm hissedilir. Penis kasılan vajina kaslarıyla ritmik olarak sıkıştırılır, serbest bırakılır.

Çözülme Devresi: Erkekte olduğu gibi kadında da gerilen kaslar gevşer, kadını uyku basar. Bu devrenin ilk dakikalarında klitoris özel bir duyarlığa sahiptir. Fakat hassaslık hızla sona erer, ve vulva dokuları beş ya da on dakika içinde kendilerini yıkamış olan sıvıyı kaybeder. Çözülme devresinde bastıran uyku dış etkenlere bağlı olarak birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Kadın plato devresine kadar varmış, fakat boşalım elde edememişse dokulardaki kan toplanmasının çözülüşü yavaş ve uzun olur. Uyarılmanın tekrarlanması fakat boşalma olmaması fiziksel ve beyinsel huzursuzluğa neden olabilir, çeşitli psikosomatik ve jinekolojik şikâyetlerin altında yatan neden olabilir. Aylar süren bir devrede kadın, erkeği birçok defa orgazma götürebilir, fakat kendi ancak birkaç defa boşalır. Çok az kadın birleşmenin her devresinde boşalıma varır. Kadınların çoğunda boşalım ara sıra olur. bazılarındaysa çok ender olur, ya da hiç olmaz.

Aramalar: kadınlarda boşalma , kadınlarda orgazm , bayanların seks sırasında durumları , kızlarda orgazm

Kadında Cinsel Tepki ve Boşalma


KADINDA CİNSEL TEPKİ

Erkekte olduğu gibi kadında da cinsel tepki isteme bağlı olarak dört devreye bölünür. Masters ve Johnson, bu devreleri:

1) Heyecan veya uyanış devresi.

2) Plato ya da yükselme devresi.

3) Boşalım devresi.

4) Çözülme devresi, diye isimlendirirler.

kadınlarda orgazm kadınlarda boşalma seksin evreleri

Heyecan devresi: Çekici bir erkek görüntüsü de bu devrede belirli bir rol oynadığı halde görüntüsel bir uyanmadan çok, erkeğin bedensel teması önem kazanır. Kadında cinsel uyanış ayın zamanına bağlı olarak da değişir. Birçok kadın belirli zamanlarda çok artan cinsel arzular duyarlar. Özellikle devre ortasında ya da adetten hemen önce. Fakat tam ve sabit bir düzen çıkartılamamaktadır. Gelenek, adet ortasında dokular hassas, iltihaplanmaya hazır olduğu için cinsel birleşmenin sakıncalı olduğunu söyler; ancak bunun, gerçekte, kadını adet zamanında kirli bulan, eski bir Yahudi yasasından çıkmış olması mümkündür. Bu bir şanssızlıktır. Çünkü bazı kadınlar yalnız bu devrede güçlü istekler duyarlar. Adet sırasında cinsel birleşmeyi arzulayan kadının isteğini yerine getirmemek için hiç bir tıbbî neden gösterilemez. Dokular daha hassas, iltihaplanma oranı da daha yüksek değildir. Çiftleşme biraz kirlidir, hepsi bu kadar. Adet döneminde ilişkiye girmenin hiçbir sakıncası yoktur.

Kadında heyecan devresinin doruğa ulaşması erkeğe oranla daha yavaştır ve daha da uzun sürer. Bu devrede göğüs uçları dikleşir, etraflarındaki halka şişer ve koyulaşır. Klitorisin boyutları büyür, özellikle genişliği artar ve küçük dudaklar kanla doldukça daha yumuşak, daha kalın olur. Bu çeşitli değişimlerin ölçüsü kadından kadına değişkendir. Aynı zamanda leğen kuşağı dokularına sıvı girmekte, vajina yumuşamakta ve sıvının bir kısmı tuğlalar gibi, vajina duvarını meydana getiren minik hücre tabakalarına akmaktadır. Vajina beklediği penisin heyecanıyla terliyor gibidir. Vajinanın deliği yanına yerleşmiş iki küçük bez de sıvı salgılar; böylece giriş nemli ve kaygan olur. Eğer erkek, sıvı salgılanmadan ve bölge ıslaklaşmadan, cinsel birleşime başlarsa durum kadın için acı verici olabilir. Bu nedenden ötürü erkek kadını kendisini almaya hazır olana kadar uyarmaya devam etmelidir.

Plato Devresi: Bu devrede kadın, penisi, ıslanmış vajinasına kabul için hazır ve isteklidir. Penisin ileriye doğru hareketi, erkekle yakın fiziksel temas klitoris yöresini ve Venüs Tepesini uyarır, onu boşalım devresine doğru götürür. Fakat çoğunlukla kadın daha orgazma varmadan erkek varıp boşalacaktır. Genellikle kadın erkeğin zevkinin nedeni olduğunu düşünerek cinsel doygunluğa varacaktır. Fakat bazen cinsel gerilim çok yüksekte kalır. Hal böyleyse düşünceli bir erkek dişinin klitorisini ve Venüs tepesini okşayarak onun boşalmasını sağlamalıdır.

Boşalım: Uzun zaman kadınlarda iki değişik boşalımın olduğuna inanılırdı: Klitoris ve vajina orgazmı. Bir tetkik ve sonuçlandırma hatası olarak bundan Freud sorumludur. Freud klitoris orgazmını ancak mastürbasyonla elde edilen gelişmemiş bir yöntem olduğunu ve vajina orgazmının ancak cinsel duyarlılık merkezi, klitoral alandan vajinaya geçtiği zaman, cinsel ve psikolojik olgunlaşmayla meydana geldiğini öne sürdü. Bundan alınan sonuç, mastürbasyonun gelişmemiş, olgunlaşmamış olduğu ve yalnız mastürbasyonla orgazma varan kadının cinsel ve duygusal yönden olgunlaşmamış olduğudur. Buna karşın, vajina orgazmını hisseden bir kadın cinsel ve duygusal yönden olgundur. Bu yanlışlık yüzünden uzun süre kuşkuya düşülmüştür. Sonunda, gerçek, orgazmın nasıl meydana geldiğini araştıran ve böyle bir farklılık yaratmadığını belirten Masters ile Johnson tarafından ortaya çıkarılmıştır. Erkekte olduğu gibi kadında da boşalım ayni sallanışlara ve leğen kuşağı kaslarının ileri doğru hareketine bağlıdır. Erkek orgazmından tek farkı dişide fışkırtma olmamasıdır. Boşalma sırasında rahim ve vajina kasları çekilir ve epey dikleşmiş olan penis vajinadaysa, bazı kadınlarda çok daha büyük bir orgazm hissedilir. Penis kasılan vajina kaslarıyla ritmik olarak sıkıştırılır, serbest bırakılır.

Çözülme Devresi: Erkekte olduğu gibi kadında da gerilen kaslar gevşer, kadını uyku basar. Bu devrenin ilk dakikalarında klitoris özel bir duyarlığa sahiptir. Fakat hassaslık hızla sona erer, ve vulva dokuları beş ya da on dakika içinde kendilerini yıkamış olan sıvıyı kaybeder. Çözülme devresinde bastıran uyku dış etkenlere bağlı olarak birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Kadın plato devresine kadar varmış, fakat boşalım elde edememişse dokulardaki kan toplanmasının çözülüşü yavaş ve uzun olur. Uyarılmanın tekrarlanması fakat boşalma olmaması fiziksel ve beyinsel huzursuzluğa neden olabilir, çeşitli psikosomatik ve jinekolojik şikâyetlerin altında yatan neden olabilir. Aylar süren bir devrede kadın, erkeği birçok defa orgazma götürebilir, fakat kendi ancak birkaç defa boşalır. Çok az kadın birleşmenin her devresinde boşalıma varır. Kadınların çoğunda boşalım ara sıra olur. bazılarındaysa çok ender olur, ya da hiç olmaz.

Aramalar: kadınlarda boşalma , kadınlarda orgazm , bayanların seks sırasında durumları , kızlarda orgazm

22 Mart 2012 Perşembe

Kadının Toplumdaki Yeri


Kadının Toplum Hayatındaki Yeri - Geçmişten Günümüze Kadının Önemi

Sosyal, eğitimsel ve cinsel değişimin gerçekleştiği zamanımızda erkekle kadın arasındaki çok belirgin farklar epeyce azalmıştır. Kadında kaslar erkeğinkinden daha az gelişmiş olduğu halde fiziksel ve beyinsel dayanıklılıkta kadın ona eşittir; ayrıca kadın geçmişte erkeğe özgü sayılan işleri yapmakta giderek daha da erkil olmaktadır. Bu değişimin ne dereceye kadar oluştuğunu, ülkeler arasında farklılıklar gösterir, fakat giderek iki cins aynı işleri yapmakta ve biri için ayrılmış olan sorumlulukları diğeri paylaşmaktadır. Politik güç, endüstri gücü ve askeri güç (günümüzde batı toplumunu ayakta tutan üç destek) hala erkek koruyucunun üstünlüğünü sürdürmektedir. Fakat burada bile artan kadın sayısı önemli bir kısmı kapsamakta ve gücü paylaşmaktadır. Biyolojik olarak kadın, insan soyunu devam ettirdiği için benzersizdir. Bir erkek bir sürü çocuğa babalık edebilir, fakat her çocuk ananın döl yatağında gelişmeli, belli bir zamanda doğmalı ve anası tarafından beslenmelidir.

geçmişte ve bugün değişik kültürlerde kadının yeri dünden bugüne kadının toplumdaki önemi kadının cinsellikteki rolü

İlkel toplumlarda çocuk bakımı, yiyecek temini, ev yapmak ve çevresinde gelişmiş tüm kültürde dişinin üstünlüğü vardı. Kadınlar tarlaları bildikleri şekilde sürdüler ve yenebilir sebzeleri yetiştirdiler. Erkeğin sorumluluk duygusu çok daha azdı. Ava giderdi; yağmur yağdırmak, tanrıların öfkesini üzerlerinden uzaklaştırmak için gerekli ayinlere katılırdı ve arada sırada bazı kısıtlı işlere yardım ederdi. Göçebe kabileler yerleşip belli toprakları işlemeye, hayvanları evcilleştirmeye başlayınca erkek topluma egemen olarak üstünlük sağladı. Toplumdaki saygınlığı sürüsünün veya keçilerinin sayısıyla orantılıydı ve böylece kadınlar da erkeğin malı olmaya başladılar; yalnızca ineklerden biraz fazla değerliydiler. Ortaçağda, batıdaki köylü sınıfının kadını, bütün geleneksel, önem taşıyan görevlerini yitirmişti. Ve kadını köle olarak tanımlayan erkeğin bekçiliği ve egemenliği altında evde, tarlalarda çalışmaya başladı. Kadın daha yüksek sınıflardan birinde doğmuşsa evi süslemek, hizmetçileri yönetmek ve kocası için bir oyuncak olmaktan öte bir şey yapamazdı. Çoğu bireye bağımlı toplumlarda büyük bir kuruluşun denetlenmesi deney ve bilgi isterdi. 17 ve 18. yüzyılın eğitilmiş kadınları, evlerini yönetebilmekten olduğu kadar müzik aletlerini çalmayı öğrenmek, karmaşık işlemeler yapmak ve amatör düzeyinin çok üstünde resimler çizmekten gurur duyarlardı.

Hindistanda, Hint toplumunun iki bin yılda güçlükle değiştirilen çok katı kanunları vardı: Kadın evlenince kocasının ailesine girer ve artık evliliğin tek önemli amacı, soyu devam ettirebilecek bir oğlan çocuk doğurmak olurdu. Böylece erkekten aşağı olduğuna, ihtiraslara boyun eğmesi gerektiğine inanan kadın, erkeğe tümüyle bağlıydı. Bundan dolayı, anasına duyduğu saygının yansıması olarak karısını korumak erkeğin göreviydi, fakat aynı zamanda kadınının davranışlarını da erkek kendi isteklerine göre yönetirdi.

Batının Hıristiyan kültürü de kadını aşağıladı ve St. Augustine'in izleyicileri cinsel birleşimin kötü olduğuna ve sadece çocuk meydana getirmek amacıyla yapılırsa buna izin verilebileceğine inandılar. Daha eski Hint dinlerindekine benzer bir inançtı bu. İlk Hıristiyan din bilimcilerinin din bildirileri, dindeki reform kargaşalığı sırasında erkeğin egemenliği, kadının uyrukluğu saptayarak bunu kanunlaştırdı. Bu her şeyi "çift düzeyli" bir cinsel davranışa doğru götürdü. Bu durumda erkeğe kadınlarda cinsel doygunluğu arama izni, hatta bu amaçla cesaret verilirken dişinin evlenene kadar erden kalması, evlilikten sonra da erkeğin egemenliğine boyun eğmesi beklenirdi.

Erkek üstünlüğü ile kadın uyrukluğunun bu katı düzeni Sigmund Freud'un araştırmalarıyle bir düzeye kadar değişmiştir. 19. yüzyılın sonlarına doğru Freud cinselliğin hem kadının hem erkeğin zevk alacağı temel bir içgüdü olduğu fikrinde direndi. Diğer psikoloji araştırıcıları cinselliğin sırf üretme amaçlarıyla değil her iki tarafın duygusal yönlerini de içine alması gerektiğini savunarak Freud'un fikirlerini doğruladılar. Başka bir deyimle, eşler kişiliklerini geliştirmek için cinselliği bilmeli, onunla ilgilenmeliydiler. Son yıllarda batı toplumunda cinsel sorunların daha açık hale gelişi, bütünüyle olmasa da, bu eski buluşlara bağlıdır. Kadınların ev bağından serbest kalıp kurtulmaları da bu açıklığa katkıda bulunmuştur.

Bu özgürlük kadının dişiliğinden kaybettiğini belirlemez. Bütün memeli yaratıklar arasında, insan dahil, cinsel amaçlarla bir cinsin diğerine kur yaptığı davranış düzenleri vardır. İnsanın dişisinde bu pek belirgindir; büyüme devresindeki genç kız ve olgun genç kız her kültürde —Doğuda, Batıda— bu dişisel niteliklere sahiptir. Fakat her kültürde ona bazı davranışlarda kısıtlamalar öğretilmiştir, bu sayede genç kız dişiliğini göstermenin kabul edilir, yollarını öğrenir. Örneğin Batıda Kraliçe Victoria devrinde kadın ciddi, uslu ve utangaçtı ama, dirseğini kışkırtıcılıkla gösterirdi. 1930'ların sonunda kadın açık ve içtendi, göğüslerini kurumlanarak gösterirdi. Bugün her türlü iş alanında kadın erkeğin yanındadır, duygusal ve fiziksel yaşamlarını bütünüyle olmasa da paylaşmaktadırlar. Kadın genellikle erkeğin dikkatini çekecek bir tarzda giyiniyorsa da 'uniseks' modasının ortaya çıkışıyla artık tıpatıp erkekle aynı olan elbiseleri giyebilmektedir.

Fakat kadının erkek egemenliğinden çıkması onun kadınca görevlerindeki niteliğini azaltmak demek değildir. Kadından evine bakması, çocuklarını yetiştirmesi yine beklenmektedir. Fakat her geçen gün yüksek öğrenim gören kadın sayısının arttığı bir devirde, erkeğin kadına baskı yaparak ondan ev işlerini yerine getirmesini istemesi iki cins arasındaki sürtüşmenin nedeni olabilir, însan çalışmasının her bölümünde erkeğe eşit olduğunu eylem olarak kanıtlayan kadın sayısı çoğalırken erkeklerin büyük kısmının kadınlardan evleri için mesleklerini terk etmelerini istemeleri kadınları epeyi sinirlendirmektedir. Pek çok kadın işi ve evini birlikte sürdürmeyi başarıyorsa da bir kısmının denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Şimdiye dek batı toplumu kadının bu sorununu çözmek için çok az çaba göstermiştir. En alışılagelmiş yaklaşım, bir ev yönetmenin ve çocuk yetiştirmenin kadının tüm yaşamını dolduracak bir iş olduğunu kabul ettirmeye çalışmak olmuştur. Ancak çocuklar bağımsız olunca ilgilerini evlerinden öte sürdürmek, dış olaylarla ilgilenmek, daha dolu, daha doyurucu bir yaşam için kadın cesaretlendirmektedir. Çok az erkek buna hâlâ karşı koyar, belki de erkekliklerini tehlikede gördükleri için. Fakat bu tür erkeklerin sayısının gittikçe azaldığı görülüyor. Tabii, gerekli olan, kadın erkek ilişkisine yepyeni bir bakıştır. Çocuklar, hafif ev işlerinin paylaşılması, mutfak ve çocuk bakımının ana babanın ortak sorumluluğu olduğu kabul edebilecek bir yapıda yetiştirilmelidirler.

Belki de çok daha önemli diğer bir şey de, çok sayıda erkeğin evlenmek, aile kurmak isteği olmadığı ve kadınların yaşamlarının 'tümünün' ve 'sonunun' evlilik olduğu inancının çürümesidir.

Kadın biyolojik olarak tektir; fakat bu, kadın yalnız biyolojik görevini yerine getirirse yaşamı dolabilir demek değildir. Evlenip ana olmadıkça yenik, başarısız olacağı inancıyla kız yetiştirmek, yüzyılımızın sakıncalı cahilliklerinden biridir. Pek çok kadın evlenme olanağı bulamaz, çoğunda da evlenme isteği yoktur. Yine de yalnız kendi buyrukları altında tek kadın olarak dolu, etkin, olumlu yaşam sürdürebilirler ve bu konuda güçlendirilmeleri gereklidir. Bu olay kabul edildikten sonra bir sürü uyumsuz görenek ortadan kalkacaktır.

Bugün hâlâ geleneksel olarak her kadında analık isteği bulunması ve cinsel yönden çekici olması gerektiği genel bir düşünce halinde belirmektedir. Bu çekicilik güzelliği kapsamına almayabilir; çünkü güzellik kavramı değişkendir. Örneğin savaş yıllarının «Kapak Kızı» tipi bugünün gençliğine çekici gelmiyor; aksine geçmiş ve çirkin görünüyor. Cinsel yönden çekicilik daha da derindir ve karakter, davranış niteliklerini de içine alır. Bu nedenle bu çekicilik genellikle klasik sadeliğe sahip kadınlarda bulunur. Gününün geçerli güzellik anlayışıyle ilgilenmek genç kıza ek bir üstünlük sağlarsa da bu çağdaş değer niteliklerini tamamlamaz.

Yüzyılımızın başlarına kadar kadının cinsel beraberlik isteğinin erkekten az olduğuna inanılırdı ve cinsel birleşimin olmasına izin vermek dışında etkin bir rolü yoktu. Bugün dişinin ezikliği ve cinsel beraberlikten zevk almayışıyla ilgili örümceklenmiş düşüncelerin yerini kadının da zevki paylaşması gerektiğini belirten daha çağdaş aydınlık görüşler almıştır. Bu erkeğe ek bir baskı verebilir. Diğer tarafta daha eski uygarlıklarda erkeğin bütün yapması gereken, cinsiyet organının sertleşmesini sağlamak ve kendi istediği süreçte boşalıma erişmekti; bugün ise erkeğin kadındaki cinsel gerilimi yok etmeye yardım etmesi beklenmektedir. Kadın aşağılanmaz, emredilir bir yaratık olarak düşünülmez de cinsel karakteristikleri ve davranışları erkeğin tamamlayıcısı (erkeğin kadının tamamlayıcısı olduğu gibi) olarak kabul edilirse cinsel yaşamlarının niteliği artabilir.

kadının cinsel yaşamda yeri güzel kadın angelina jolie

Ne yazık ki, geçmiş yüzyılların boş inançları kadınları hâlâ etkilemekte huzursuzluğa, mutsuzluğa sebep olmakta, ilgi görmektedir. Bu bölümde eski asılsız inançlardan bazıları tüm saçmalıklarıyla incelenmiş ve okuyucuya verilmiştir; bu arada sorunun çözülebileceği düşünülerek diğer cinsel sorunlar da tartışılmıştır.