31 Temmuz 2010 Cumartesi

Tıp Sözlüğü - İ


İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.
İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.
İKTER: Sarılık.
İKTUS: İnme. darbe.
İDİOT: Doğuştan aptal.
İLEİTİS: İnce barsak iltihabı.
İLEUM: İnce barsağın son bölümü.
İLEUS: Barsak tıkanması.
İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.
İMBESİL: Geri zekalı.
İMİTASYON: Taklit.
İMMATÜR: Tam gelişmemiş.
İMMİNENT: Tehdit eden.
İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.
İMMOBİL: Hareketsiz.
İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.
İMMÜNİTE: Bağışıklık,muafiyet.
İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.
İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.
İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.
İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.
İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.
İNTERVERTEBRAL: Vertebralar arası, omurlar arası.
İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde.
İUGR (İUGG): İntrauterin gelişim geriliği, Intrauterine growth retardation ingilizcesidir. Bebeğin potansiyeline sahip olduğu gelişimi doğduğunda gösterememesidir. 

Tıp Sözlüğü - H


HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.
HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.
HALLUKS: Ayak başparmağı.
HALOTAN: Anestezik bir madde.
HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.
HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.
HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.
HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.
HEMORAJİ: Kanama.
HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.
HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.
HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.
HEMATEMEZ: Kan kusma.
HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.
HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.
HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.
HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.
HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.
HİLER: Hilus'a ait. Örneğin, Hiler Lenf Adenopati denildiği zaman Hilus'a komşu lenf bezlerinde büyüme anlaşılır.
HİLUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.
HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren.
HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.
HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir. 

Tıp Sözlüğü - G


G6PD: Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenaz
GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.
GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.
GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.
GALAKTOZ: Süt şekeri.
GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.
GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.
GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.
GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.
GASTRİT: Mide iltihabı.
GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.
GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.
GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.
GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.
GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.
GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.
GASTROLİT: Mide taşı.
GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.
GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.
GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.
GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.
GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.
GLOKOM NEDİR? Glokom hiçbir belirti vermeyen sinsi bir hastalıktır ve ancak düzenli göz muayenesi esnasında yapılan ölçümler ile tespit edilebilir. Glokom göz içi basıncının yükselmesi ile görme sinirinde oluşan tahribattır. Görme siniri, gözden aldığı bilgiyi ( görüntü ) beyindeki görme merkezine götüren bağlantıyı sağlar.
Görme sinirindeki tahribat, zamanında kontrol altına alınmadığı durumlarda, körlüğe kadar varabilen görme azalmasına ve görme kayıplarına yol açar.

Tıp Sözlüğü - F


FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.
FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.
FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.
FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.
FARİNKS: Yutak.
FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.
FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.
FAVİZM: Akdeniz ülkelerinde ve zencilerde daha sık rastlanan glikoz 6 fosfat dehidrogenaz (g-6pd) eksikliği glikoz metabolizmasında hayati önem taşıyan bir enziminin eksik olması veya yeterince aktif olamamasıdır.
FAT: Yağ.
FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.
FEBRİL: Ateşli, hummalı.
FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.
FEÇES: Dışkı.
FEMUR: Uyluk kemiği.
FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.
FERMENTASYON: Mayalanma.
FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.
FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.
FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.
FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
FETAL: Fetus'a ait.
FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.
FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.
FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.
FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.
FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.
FİBRÖZ: Lif dokusu
FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.
FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit.Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.
FKA (Fetal Kalp Aktivitesi) - Fetal Kalp Atımı: Ultrasonografi ile değerlendirilen bebeğin kalbinin çalışıp çalışmadığını belirtmek için kullanılan terim.
FMRT: Fonksiyonel manyetik rezonans tomografisi
FOTOTERAPİ (Işık Terapisi): Genel olarak yeni doğan sarılığı için kullanılmakla birlikte, dönemsel depresyon ve vücut saatini yeniden programlamak için de kullanılabilen bir tedavi türü. Kanda yükselen ve sarılığa neden olan bilirubin isimli maddeyi suda çözünebilir ve vücuttan kolayca atılabilir bir forma dönüştürür. böylece yenidoğan sarılıktan kurtulmuş olur.
FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.

Tıp Sözlüğü - E


EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.
E.E.G (EEG - electroencephalography): Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma. Beyinin elektriksel aktivitesini olcup kaydeden tip aleti. Epilepsi, sara gibi beyin ile alakalı hastalıkların tespitinde ilk başvurulan cihazdır.
EFFEKT: Tesir, etki.
EFFEKTİF: Etkili, tesirli.
EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.
EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.
EFOR DİSPNESİ: Efor esnasında ( herhangi bir bedeni faaliyet, merdiven çıkma, yük taşıma, koşma gibi ) ortaya çıkan dispneye efor dispnesi denir.
E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.
EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
EKO: Yankı.
EKOKARDİYOGRAFİ (EKG): Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.
EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.
EKOENSEFALOGRAM (EEG): Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.
EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.
EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.
EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.
EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.
EKTODERM: Derinin en dış tabakası.
EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.
EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.
EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.
ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.
ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.
ENSEFALON: Beyin.
ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.
EPİKRİZ: Epikriz kısaca taburcu olan hastaya verilen ve hastane tarafından hastalığın seyri, tedavisi ve yapılan tetkikler konusunda bilgiler içeren bir rapordur. Bu raporla hasta başka bir doktora veya hastaneye gittiğinde hasta hakkında yeni doktoruna bilgi verilmiş böylece tedavisi için daha hızlı ve daha doğru kararlar alması sağlanmış olur.
EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.

Tıp Sözlüğü - D


DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.
DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.
DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.
DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.
DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.
DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.
DALTONİZM: Renk körlüğü.
DAR KANAL ( Spinal Stenoz ): Spinal kanal ön-arka uzunluğunun, normal ölçünün altına inecek şekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak değerlendirilir.
DEBİLİTE: Zeka geriliği.
DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.
DEFEKT: Eksiklik, kusur.
DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.
DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.
DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.
DEFORMASYON: Şeklini bozma.
DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.
DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.
DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.
DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.
DEMANS: Beyin korteksinin ( Beynin en dış tabakası, gri cevher ) yaygın hastalığı sonucu entellektüel davranış ve kişiliğin ilerleyici bozulması. Demans her yaşta ortaya çıkabilirse de yaşlılarda daha yaygındır ve 65 yaşın üstündeki kronik psikiatrik hastaların % 40 ını oluşturur. Demans tek başına bir hastalık olmaktan çok bir hastalık belirtisidir. 65 yaşın altında ortaya çıktığı zaman presenil demans olarak adlandırılır. Alzheimer hastalığı tüm demansların % 60 ını, serebrovasküler hastalık % 20 sini oluşturur. Nedene bağlı olmakla birlikte tedaviden sonra ancak % 10-15 i geri dönebilir.
DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.
DEMYELİNİZAN HASTALIKLAR: Myelin ya doğuştan anormaldir ya da düzgün biçimde oluşmamıştır. Diğer bir şekil de myelin oluştuğu zaman normaldir ancak patalojik bir olay sonucunda parçalanır. Örn. Multipl skleroz.
DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.
DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.
DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.
DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.
DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.
DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.
DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.
DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.
DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.
DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir. 
DİSK HERNİ: Bel fıtığı
DİYABET(DİABET): Şeker Hastalığı
DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.