DİSMATÜRİTE SENDROMU
Normal şartlarda fetüs 40. haftadan sonra pek az bir gelişme göstermektedir. Gebeliğin son haftalarında akciğer gelişimini de tamamlayan fetüste, cilt altı yağ depolanması hariç herhangi bir gelişme olmamaktadır. Gebelikte gün aşımı başladığı zaman dismatürite sendromu adı verilen tablo oluşmaya başlayabilmektedir. Dismatürite sendromu, gün aşımına giren bebeklerin yaklaşık olarak üçte birinde görülen bir durumdur. Genelde cilt altı yağ depolarının yitimi sonucunda kuru, buruşuk ve çatlak bir deriye sahip olurlar. Uzun saçlar, uzun tırnaklar, hipotoni adı verilen kaslarda zayıflık, mekonyumla (anne karnındaki bebeğin kakası) boyanmış sarı, yeşil ya da kahverengi ciltde sahip olabilirler. Göbek kordonu ve zarlar ile karakterize olmaktadır.
İlgili aramalar: dismatürite nedir, dismatürite sendromu nasıl olur
14 Mayıs 2015 Perşembe
8 Mayıs 2015 Cuma
Hamilelikte Kabızlık Nasıl Geçer?
HAMİLELİKTE KABIZLIK
Gebelikte kabızlık çok yaygın rastlanan bir problemdir ve bunun birçok sebebi bulunur. Bir tanesi hamilelikte hormon düzeylerindeki artışa bağlı bir şekilde bağırsak kas dokusundaki gevşemelerdir. Diğer bir neden büyümekte olan rahmin bağırsaklara yaptığı baskı sonucu normal çalışmasını engellemesidir.
Yine de bütün bunlara rağmen hamilelikteki kabızlık katiyyen çaresiz olmaz. Aşağıdaki önlemleri uygularsanız hem bu düzensizliği hem de sonucu olan basurları engellemiş olursunuz.
Lifli Yiyecekler Tüketerek Kabızlıkla Savaşın: Kabızlık yapıcı saflaştırılmış yiyeceklerden kaçının ve lif bakımından zengin taze sebze ve meyveler (çiğ veya hafif pişmiş ve mümkünse kabuklu), ekmekler, kepekli gıdalar ve baklagiller (kuru fasulye veya bezelye); kuru meyveler (kuru üzüm, kuru erik, kuru kayısı, kuru incir ve benzeri) yemeye çalışın. Eğer esasında azıcık lifli yiyecek alıyorsanız, öğünlerinize lifli gıdaları azar azar ekleyin. Çok fazla lifli yiyecekler tüketmemek de midenizi huzursuz edecektir. Bunun sebebi de lifli gıdaların geçici yan tesirlerinden birinin gaz ve şişkinlik olmasıdır. Tüm günkü öğünlerimizi 6 eşit parçaya bölerseniz bölmeniz daha iyi olacaktır. 3 büyük öğünde kendinizi çok huzursuz hissedebilirisiniz. 3 büyük öğün yerine küçük ara öğünlerle mide ve bağırsak sisteminiz daha rahat edecektir.
Bütün bunlara rağmen cevap alamıyorsanız yemeklerinize buğday kepeği ilave edin. Önce üzerine serpmekle başlayın, 2 yemek kaşığına kadar arttırabilirisiniz. Daha fazla almayın çünkü bu mide* bağırsak sisteminizin çok hızlı çalışmasına, dolayısıyla gerekli gıdaların emilmeden atılmasına neden olur.
Bol su tüketin: Kabızlık, bol sıvı karşısında yenik düşer. Bilhassa su ve meyve sebze suları dışkıyı yumuşatır ve gıdaların sindirim sisteminde rahatlıkla ilerlemelerini sağlar. Bazıları limonlu sıcak su içmenin faydalı olduğunu söylemektedirler. Kabızlık şiddetli ise kuru erik suyu oldukça yararlıdır.
Egzersize doymayın: Günlük yaşamın rutinliğine en az yarım ya da bir saatlik yürüyüşler ilave edin.
Bütün bu uyarıları dikkate aldığınız halde kabızlığınız devam ediyor ise doktorunuza danışın; doktorunuz size daha farklı şeyler tavsiye edebilmektedir.
Kabızlığınız yoksa: Gebe kadınlar hamilelikteki kabızlığın normal olduğu hususunda anneleri, arkadaşları, kitaplar, hekimler tarafı ile öyle hazırlanırlar ki kabızlığı olmayanlar kendilerinde sorun olduğunu düşünürler.
Gebelikte mide bağırsak sistemi gebelik öncesine göre daha iyi çalışmaz. Fakat diyetteki besinler yardımıyla (Dengeli Beslenme Diyetinde önerildiği şekilde meyve, sebze, kepekli gıdalar, meyve suları) daha düzenli olabilir. Mide ve bağırsak sisteminiz kabızlığa alışkınsa diyet değişikliğine bağlı bir şekilde başlangıçta tuvalete çıkmalarınız azalır ve geçici olarak gaz ve şişkinlik olabilir ama sonrdan "düzenli" bir duruma gelirsiniz ve bu böyle devam eder gider.
Eğer çok sık çıkıyorsanız (günde iki kereden daha sık), veya dışkınız sulu, kanlı ya da sümüksü bir maddeyle kaplı ise mutlak suretle bu konuyu hekiminizle bu konuyu görüşün. Gebelikteki ishal dehidrasyona neden olacağı için acil müdahale gerektiren bir durumdur.
İlgili aramalar: hamilelikte kabızlık, gebelikte kabızlık, hamilelikte peklik, gebelikte peklik, hamilelikte kabızlık nasıl geçer
Gebelikte kabızlık çok yaygın rastlanan bir problemdir ve bunun birçok sebebi bulunur. Bir tanesi hamilelikte hormon düzeylerindeki artışa bağlı bir şekilde bağırsak kas dokusundaki gevşemelerdir. Diğer bir neden büyümekte olan rahmin bağırsaklara yaptığı baskı sonucu normal çalışmasını engellemesidir.
Yine de bütün bunlara rağmen hamilelikteki kabızlık katiyyen çaresiz olmaz. Aşağıdaki önlemleri uygularsanız hem bu düzensizliği hem de sonucu olan basurları engellemiş olursunuz.
Lifli Yiyecekler Tüketerek Kabızlıkla Savaşın: Kabızlık yapıcı saflaştırılmış yiyeceklerden kaçının ve lif bakımından zengin taze sebze ve meyveler (çiğ veya hafif pişmiş ve mümkünse kabuklu), ekmekler, kepekli gıdalar ve baklagiller (kuru fasulye veya bezelye); kuru meyveler (kuru üzüm, kuru erik, kuru kayısı, kuru incir ve benzeri) yemeye çalışın. Eğer esasında azıcık lifli yiyecek alıyorsanız, öğünlerinize lifli gıdaları azar azar ekleyin. Çok fazla lifli yiyecekler tüketmemek de midenizi huzursuz edecektir. Bunun sebebi de lifli gıdaların geçici yan tesirlerinden birinin gaz ve şişkinlik olmasıdır. Tüm günkü öğünlerimizi 6 eşit parçaya bölerseniz bölmeniz daha iyi olacaktır. 3 büyük öğünde kendinizi çok huzursuz hissedebilirisiniz. 3 büyük öğün yerine küçük ara öğünlerle mide ve bağırsak sisteminiz daha rahat edecektir.
Bütün bunlara rağmen cevap alamıyorsanız yemeklerinize buğday kepeği ilave edin. Önce üzerine serpmekle başlayın, 2 yemek kaşığına kadar arttırabilirisiniz. Daha fazla almayın çünkü bu mide* bağırsak sisteminizin çok hızlı çalışmasına, dolayısıyla gerekli gıdaların emilmeden atılmasına neden olur.
Bol su tüketin: Kabızlık, bol sıvı karşısında yenik düşer. Bilhassa su ve meyve sebze suları dışkıyı yumuşatır ve gıdaların sindirim sisteminde rahatlıkla ilerlemelerini sağlar. Bazıları limonlu sıcak su içmenin faydalı olduğunu söylemektedirler. Kabızlık şiddetli ise kuru erik suyu oldukça yararlıdır.
Egzersize doymayın: Günlük yaşamın rutinliğine en az yarım ya da bir saatlik yürüyüşler ilave edin.
Bütün bu uyarıları dikkate aldığınız halde kabızlığınız devam ediyor ise doktorunuza danışın; doktorunuz size daha farklı şeyler tavsiye edebilmektedir.
Kabızlığınız yoksa: Gebe kadınlar hamilelikteki kabızlığın normal olduğu hususunda anneleri, arkadaşları, kitaplar, hekimler tarafı ile öyle hazırlanırlar ki kabızlığı olmayanlar kendilerinde sorun olduğunu düşünürler.
Gebelikte mide bağırsak sistemi gebelik öncesine göre daha iyi çalışmaz. Fakat diyetteki besinler yardımıyla (Dengeli Beslenme Diyetinde önerildiği şekilde meyve, sebze, kepekli gıdalar, meyve suları) daha düzenli olabilir. Mide ve bağırsak sisteminiz kabızlığa alışkınsa diyet değişikliğine bağlı bir şekilde başlangıçta tuvalete çıkmalarınız azalır ve geçici olarak gaz ve şişkinlik olabilir ama sonrdan "düzenli" bir duruma gelirsiniz ve bu böyle devam eder gider.
Eğer çok sık çıkıyorsanız (günde iki kereden daha sık), veya dışkınız sulu, kanlı ya da sümüksü bir maddeyle kaplı ise mutlak suretle bu konuyu hekiminizle bu konuyu görüşün. Gebelikteki ishal dehidrasyona neden olacağı için acil müdahale gerektiren bir durumdur.
İlgili aramalar: hamilelikte kabızlık, gebelikte kabızlık, hamilelikte peklik, gebelikte peklik, hamilelikte kabızlık nasıl geçer
Üçlü Tarama Testi Nedir?
Üçlü Tarama Testi
Üçlü test olarak bilinmekte olan bu test, gebeliğin 16 ila 18 haftaları içerisinde en uygun neticeler veren bir kan testidir. Yapılış amacı bilhassa Down Sendromu diye isimlendirilen sorunlu bebeklerin anne karnında tespit edilmesi amaçlıdır. Üçlü test için bir miktar kan alınması gerekiyor. Kandaki AFP, hCG ve uE3 hormonları ölçülür. Bu hormonların gebeliğin değişik haftalarına göre değerleri değişir. Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama metodu ile MoM değerleri bulunmaktadır. Testin sonucunuhesaplarken annenin yaşı, ırkı, vücut ağırlığı, şeker hastalığı olup bulunmadığı ve sigara-alkol gibi kötü alışkanlıkları olup olmadığı da dikkate alınmaktadır. Tüm bu veriler ışığında kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilip sonuç elde edilmektedir. Sonuç ihtimal olarak verilmektedir. Örnek verecek olursak Down Sendromulu çocuk doğurma ihtimali 1/2300'dır gibi bir yanıt gelmektedir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, yani 1/220 ya da 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bir bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. Üçlü testin Down Sendromlu bebeklerin yaklaşın %60 ile 70'inin saptanmasına destek olmaktadır.
Üçlü Testin Yüksek Riskli Sonuçlandığı Durumlarda Ne Yapılır?
Bu testle yüksek risk saptandığı durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromu olup olmadığını ortaya koymak gerekiyor. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının tespit edilmesi amaçlı amniyosentez yani bebeğin bulunmuş olduğu sıvıdan örnek almak ya da göbek kordonundan kan alınarak kromozom analizi gerekiyor. beş ay dan evvel en az komplikasyon(istenmeyen durum) olan ve en basit metod olan amniyosentez yapılır. Amniyosentez ile elde edilen sıvı kromozom tayini yapılmakta olan laboratuvarda incelenir ve normal olup bulunmadığı tespit edilmektedir.
Her Yüksek Riskli Üçlü Test Sonucu, Bebeğin Sorunlı Doğacağını Kanıtlar Mı?
Cevabı: Hayır. Üçlü test sonucu yüksek risk ile sonuçlanan yaklaşık 100 anne adayının fakat 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir.
Down Sendromu Nedir?
Down Sendromu, insanlardaki en küçük yapıtaşı olan kromozom sayısında olan sorunlardan bir tanesidir. Sağlıklı her insanda hücrelerindeki kromozom sayısı 46'dır. Sağlıklı bir kadında 46 adet X kromozomu bulunur. Sağlıklı bir erkekte ise 45 X ve 1 tane Y kromozomu bulunur. Down Sendromunda ise 21'ci kromozomdan 1 tane fazla bulunur. Yani 2 tane 21 kromozom ve toplam 47 adet kromozom bulunur. Bunu anımsatan başka isimlerle anılan 18 ve 13'üncü kromozom fazlalığı ile birlikte olan farklı sendromlar da bulunmaktadır. Down sendromunun ailevi bir geçişi gibi bir durum mevzubahis olmaz ve tamamı rastlantısal ortaya çıkar. Burada anne yaşı bu sendromun ortaya çıkışında mühim rolü bulunur. Down Sendromu yaşamla bağdaşan ve en fazla saptanan kromozom bozukluğudur. Canlı doğumlarda sıklığı yaklaşık 1/850'dir. Bu sıklık 20'li yaşlarda 1/1500 iken 45 yaşında 1/28 kadar olur.
Down Sendromu olan çocuklarda zeka geriliği her zaman olmaktadır. Down sendromlulardaki görülen bu zeka geriliği hafif dereceden başlayarak çok ağır derecelere kadar değişiklik gösterebilir. Yaklaşık %30 ile 35'inde ağır derecede kalp sakatlıkları ve yaklaşık olarak %15'inde de başta oniki parmak bağırsak tıkanıklığı olması gibi mide bağırsak sistemi ile alakalı sakatlıklar mevcuttur.
Üçlü Test Niçin Önemlidir?
Üçlü test, her anne adayının gebeliğinin 16 ile 18 haftalarında uygulanması lazım olan bir testtir. Testin bir tarama testi olduğunun unutulmaması gerekir. Tarama testi genel olarak basit yapılmakta olan ve herkese uygulanabilen ve aynı anda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten çok, bir hastalığın ortaya çıkartılmasında yardımcı olur. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir metoda gereksinim duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur. Tekrar vurgulamak gerekir ki, nasıl her yüksek riskli sonuçlanan test, sakat çocuk manasına gelmiyor ise, normal sonuç alınan her test de bebeğin %100 sağlıklı olduğunu bildirmez. Bundan dolayı bu teste ilaveten 18 ile 20'ci gebelik haftalarında detaylı ultrasonla incelemeyle başka problemler aranmalıdır.
İlgili aramalar: üçlü tarama testi nedir, üçlü test nedir, üçlü test neden yapılır, üçlü test sonucu kesin midir, üçlü test sonucu yanılabilir mi
Üçlü test olarak bilinmekte olan bu test, gebeliğin 16 ila 18 haftaları içerisinde en uygun neticeler veren bir kan testidir. Yapılış amacı bilhassa Down Sendromu diye isimlendirilen sorunlu bebeklerin anne karnında tespit edilmesi amaçlıdır. Üçlü test için bir miktar kan alınması gerekiyor. Kandaki AFP, hCG ve uE3 hormonları ölçülür. Bu hormonların gebeliğin değişik haftalarına göre değerleri değişir. Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama metodu ile MoM değerleri bulunmaktadır. Testin sonucunuhesaplarken annenin yaşı, ırkı, vücut ağırlığı, şeker hastalığı olup bulunmadığı ve sigara-alkol gibi kötü alışkanlıkları olup olmadığı da dikkate alınmaktadır. Tüm bu veriler ışığında kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilip sonuç elde edilmektedir. Sonuç ihtimal olarak verilmektedir. Örnek verecek olursak Down Sendromulu çocuk doğurma ihtimali 1/2300'dır gibi bir yanıt gelmektedir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, yani 1/220 ya da 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bir bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. Üçlü testin Down Sendromlu bebeklerin yaklaşın %60 ile 70'inin saptanmasına destek olmaktadır.
Üçlü Testin Yüksek Riskli Sonuçlandığı Durumlarda Ne Yapılır?
Bu testle yüksek risk saptandığı durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromu olup olmadığını ortaya koymak gerekiyor. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının tespit edilmesi amaçlı amniyosentez yani bebeğin bulunmuş olduğu sıvıdan örnek almak ya da göbek kordonundan kan alınarak kromozom analizi gerekiyor. beş ay dan evvel en az komplikasyon(istenmeyen durum) olan ve en basit metod olan amniyosentez yapılır. Amniyosentez ile elde edilen sıvı kromozom tayini yapılmakta olan laboratuvarda incelenir ve normal olup bulunmadığı tespit edilmektedir.
Her Yüksek Riskli Üçlü Test Sonucu, Bebeğin Sorunlı Doğacağını Kanıtlar Mı?
Cevabı: Hayır. Üçlü test sonucu yüksek risk ile sonuçlanan yaklaşık 100 anne adayının fakat 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir.
Down Sendromu Nedir?
Down Sendromu, insanlardaki en küçük yapıtaşı olan kromozom sayısında olan sorunlardan bir tanesidir. Sağlıklı her insanda hücrelerindeki kromozom sayısı 46'dır. Sağlıklı bir kadında 46 adet X kromozomu bulunur. Sağlıklı bir erkekte ise 45 X ve 1 tane Y kromozomu bulunur. Down Sendromunda ise 21'ci kromozomdan 1 tane fazla bulunur. Yani 2 tane 21 kromozom ve toplam 47 adet kromozom bulunur. Bunu anımsatan başka isimlerle anılan 18 ve 13'üncü kromozom fazlalığı ile birlikte olan farklı sendromlar da bulunmaktadır. Down sendromunun ailevi bir geçişi gibi bir durum mevzubahis olmaz ve tamamı rastlantısal ortaya çıkar. Burada anne yaşı bu sendromun ortaya çıkışında mühim rolü bulunur. Down Sendromu yaşamla bağdaşan ve en fazla saptanan kromozom bozukluğudur. Canlı doğumlarda sıklığı yaklaşık 1/850'dir. Bu sıklık 20'li yaşlarda 1/1500 iken 45 yaşında 1/28 kadar olur.
Down Sendromu olan çocuklarda zeka geriliği her zaman olmaktadır. Down sendromlulardaki görülen bu zeka geriliği hafif dereceden başlayarak çok ağır derecelere kadar değişiklik gösterebilir. Yaklaşık %30 ile 35'inde ağır derecede kalp sakatlıkları ve yaklaşık olarak %15'inde de başta oniki parmak bağırsak tıkanıklığı olması gibi mide bağırsak sistemi ile alakalı sakatlıklar mevcuttur.
Üçlü Test Niçin Önemlidir?
Üçlü test, her anne adayının gebeliğinin 16 ile 18 haftalarında uygulanması lazım olan bir testtir. Testin bir tarama testi olduğunun unutulmaması gerekir. Tarama testi genel olarak basit yapılmakta olan ve herkese uygulanabilen ve aynı anda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten çok, bir hastalığın ortaya çıkartılmasında yardımcı olur. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir metoda gereksinim duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur. Tekrar vurgulamak gerekir ki, nasıl her yüksek riskli sonuçlanan test, sakat çocuk manasına gelmiyor ise, normal sonuç alınan her test de bebeğin %100 sağlıklı olduğunu bildirmez. Bundan dolayı bu teste ilaveten 18 ile 20'ci gebelik haftalarında detaylı ultrasonla incelemeyle başka problemler aranmalıdır.
İlgili aramalar: üçlü tarama testi nedir, üçlü test nedir, üçlü test neden yapılır, üçlü test sonucu kesin midir, üçlü test sonucu yanılabilir mi
Etiketler:
down sendromu,
trizomi,
trizomi 13,
trizomi 21,
üçlü tarama testi,
üçlü test
Küçük Yaşta Hamile Kalmak
KÜÇÜK YAŞTA HAMİLE KALMAK
Sakıncaları nedir?
Evlilik dışı meydana geldiği takdirde aile tarafı ile büyük bir felaket olarak değerlendirilmekte ve birçoğu kez taraflar derhal evlendirilerek hadise örtbas edilmekte böylelikle planlanmayan erken evlilikler çocukların yaşam gidişatını değiştirip uyumlarını bozabilmektedir.
Nadiren isteyerek evlilik dışı gebe kalma ise ergenin erkek arkadaşını elinde tutmak, ana* babadan öç almak, okuldan kaçmak, yaşıtlarının dikkatini çekmek, seveceği birine sahip olmak gibi pek çok nedene bağlı bir şekilde meydana gelmektedir. Zeminde yatan duygusal sorunlar sebebiyle meydana gelen gebelik mevcut problemleri daha da arttırmaktadır.
Küçük yaşta gebelerin sağlık ve eğitim düzeyi birçoğu kez azdır. Bundan dolayı gebelik ve doğum komplikasyonları sık görülür. Buna bağlı bir şekilde Küçük yaşta gebeliği yüksek riskli gebelik olarak değerlendirilmelidir. Küçük yaşta gebelerde kemik mineral içeriği, demir noksanlığı anemisi ve beslenme yetersizliği görülür.
Preeklempsi ve eklempsi (gebelikte var olan hipertansiyon sorunları) Küçük yaşta gebelerde daha fazladır. Düşük yapma, prematüre doğum, düşük doğum ağırlığı da Küçük yaşta gebeleri bekleyen sorunlardır.
Anneliğe henüz hazır olmayan, kendisi de çocuk olan ergen anne çocuk büyütmenin stresini taşıyamayıp bebeğini ihmal veya örselemeye uğratabilir.
Küçük yaşta hamilelikte neler yapılışı gerekirı
Bütün bu menfi gerçeklere rağmen Küçük yaşta gebeliği daha uzun seneler "niyet etmekle" ortadan kalkacak gibi görünmemektedir. Öyleyse bu olgu bir gerçek olarak kabul etmek gerekir. Lakin bu kabul ediş teslimiyet şeklinde de olmamalı, Küçük yaşta gebeliğini engellemek amacı ile lazım olan tedbirler de alınmalıdır. Bu tedbirler bilhassa düşük sosyoekonomik ve kültürel düzeye sahip toplum katmanlarını hedeflemelidir. Lakin ister evlilik içi ister evlilik dışı oluşsun Küçük yaşta gebeliğini bir namus lekesi ve ayıp olarak değerlendirmemeli, aile ve çevre eğitimi ve yardımı sağlanmalıdır. Ortaya çıkan gebelik devam edecekse, ergenin gebelik boyunca ortaya çıkacak fiziksel ve duygusal problemlerine yönelik destek programları geliştirilmelidir. Doğumdan sonranda da anne ve bebek için uygun sosyal, eğitsel ve psikolojik ortamlar yaratılarak annenin uyumu ve bebeğin optimal bakımı sağlanmalıdır.
Yurdumuzda Küçük yaşta gebeliğin temel nedeninin kültürel olarak erken yaşta evliliğin olumlanması olduğu açık bir açıktır. Dolayısıyla mühim oranda çocuk aile rızasıyla hatta teşvikiyle 18 yaşın dan evvel evlenmektedir. Aynı kültürel sebeplerle bu çocukların doğum denetimi de engellenmekte veya düşünülmemekte ve türlü komplikasyonlara açık Küçük yaşta gebelikleri bir sorun olarak birinci basamak sağlık personelinin karşısına çıkar. Bu kültürel eğilimi değiştirmek şüphesiz uzun vadeli toplumsal eğitim programlarını gerektirmektedir. Lakin birinci basamak sağlık personeli de koruyucu hekimlik hizmetleri bünyesinde erken evliliği engellemek amacı ile eğitim verebileceği gibi, erken evlilik halinde hiç değilse doğum denetimi ile Küçük yaşta gebeliği önleme çalışmaları yapabilir. Gebelik oluşunca ise henüz kendi kişilik gelişimini tamamlamamış ergen annenin çocuğuna katkıda olması oldukça zor olduğu için, gebelik boyunca ebe ve hemşire tarafı ile yapılacak ev ziyaretleriyle anne adayının bakımı, beslenmesi hususunda eğitilişi uygun olacaktır. Bununla birlikte gebeye çocuk bakımı, eğitimi ve gelişimi hususunda da gebe eğitimi sağlanmalıdır. Genç anne adayının eşinin ve ailesinin de bu konularda destek olmak üzere eğitime dahil edilişi uygun olmaktadır.
Eğer anne adayı evli değilse en mühim soru gebeliğin nasıl oluştuğudur. Ailenin onayı olmadan genç gebenin rızasıyla oluşmuş gebelik bir namus konusu haline gelebilir. Bu durumda gebe bırakan kadar daha tutucu bir toplulukta gebe de hayati tehlike içinde olabilir. Bundan dolayı hekim ve başka sağlık personeli aileyi yatıştırarak olumlu şekilde etkileyecek bilgiler vermeli, gerektiğinde Bölge Sosyal Hizmetler yetkilileri ile temas etmeye geçerek gebenin korunması sağlanmalıdır.
Bunun yanı sıra gebelik tecavüz veya ensest neticesi da olabilir. Böyle bir durum oluştuğunda da sağlık personelinin Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Adli kurumlar ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile ilişkileri sağlaması görevidir. Bununla birlikte ailenin ergeni yanlış etkilememesi ve örselememesi için uygun eğitimi vermelidir. Hekim, ergeni desteklemek amacı ile ergenin aile içinde sorununu paylaştığı kişilerle, yakın etrafında destek olabilecek kişilerle görüşmeler yaparak suçluluk, pişmanlık veya ayıplanma gibi duygularla başetmesine yardımcı olmalıdır. Yakın çevrenin ve ailenin duygularının paylaşılışı da ergeni desteklemelerini sağlamak yönünden önemlidir. Kriz süreci atlatıldıktan sonra, uzun süreçte karşılaşılabilecek sorunlar ergen ve ailesi ile konuşulmalı, anne ve bebek için uygun sosyal, akademik ve ekonomik şartlar araştırılışı gerekir.
İlgili aramalar: küçük yaşta evlilik, küçük yaşta hamilelik, küçük yaşta gebelik
Sakıncaları nedir?
Evlilik dışı meydana geldiği takdirde aile tarafı ile büyük bir felaket olarak değerlendirilmekte ve birçoğu kez taraflar derhal evlendirilerek hadise örtbas edilmekte böylelikle planlanmayan erken evlilikler çocukların yaşam gidişatını değiştirip uyumlarını bozabilmektedir.
Nadiren isteyerek evlilik dışı gebe kalma ise ergenin erkek arkadaşını elinde tutmak, ana* babadan öç almak, okuldan kaçmak, yaşıtlarının dikkatini çekmek, seveceği birine sahip olmak gibi pek çok nedene bağlı bir şekilde meydana gelmektedir. Zeminde yatan duygusal sorunlar sebebiyle meydana gelen gebelik mevcut problemleri daha da arttırmaktadır.
Küçük yaşta gebelerin sağlık ve eğitim düzeyi birçoğu kez azdır. Bundan dolayı gebelik ve doğum komplikasyonları sık görülür. Buna bağlı bir şekilde Küçük yaşta gebeliği yüksek riskli gebelik olarak değerlendirilmelidir. Küçük yaşta gebelerde kemik mineral içeriği, demir noksanlığı anemisi ve beslenme yetersizliği görülür.
Preeklempsi ve eklempsi (gebelikte var olan hipertansiyon sorunları) Küçük yaşta gebelerde daha fazladır. Düşük yapma, prematüre doğum, düşük doğum ağırlığı da Küçük yaşta gebeleri bekleyen sorunlardır.
Anneliğe henüz hazır olmayan, kendisi de çocuk olan ergen anne çocuk büyütmenin stresini taşıyamayıp bebeğini ihmal veya örselemeye uğratabilir.
Küçük yaşta hamilelikte neler yapılışı gerekirı
Bütün bu menfi gerçeklere rağmen Küçük yaşta gebeliği daha uzun seneler "niyet etmekle" ortadan kalkacak gibi görünmemektedir. Öyleyse bu olgu bir gerçek olarak kabul etmek gerekir. Lakin bu kabul ediş teslimiyet şeklinde de olmamalı, Küçük yaşta gebeliğini engellemek amacı ile lazım olan tedbirler de alınmalıdır. Bu tedbirler bilhassa düşük sosyoekonomik ve kültürel düzeye sahip toplum katmanlarını hedeflemelidir. Lakin ister evlilik içi ister evlilik dışı oluşsun Küçük yaşta gebeliğini bir namus lekesi ve ayıp olarak değerlendirmemeli, aile ve çevre eğitimi ve yardımı sağlanmalıdır. Ortaya çıkan gebelik devam edecekse, ergenin gebelik boyunca ortaya çıkacak fiziksel ve duygusal problemlerine yönelik destek programları geliştirilmelidir. Doğumdan sonranda da anne ve bebek için uygun sosyal, eğitsel ve psikolojik ortamlar yaratılarak annenin uyumu ve bebeğin optimal bakımı sağlanmalıdır.
Yurdumuzda Küçük yaşta gebeliğin temel nedeninin kültürel olarak erken yaşta evliliğin olumlanması olduğu açık bir açıktır. Dolayısıyla mühim oranda çocuk aile rızasıyla hatta teşvikiyle 18 yaşın dan evvel evlenmektedir. Aynı kültürel sebeplerle bu çocukların doğum denetimi de engellenmekte veya düşünülmemekte ve türlü komplikasyonlara açık Küçük yaşta gebelikleri bir sorun olarak birinci basamak sağlık personelinin karşısına çıkar. Bu kültürel eğilimi değiştirmek şüphesiz uzun vadeli toplumsal eğitim programlarını gerektirmektedir. Lakin birinci basamak sağlık personeli de koruyucu hekimlik hizmetleri bünyesinde erken evliliği engellemek amacı ile eğitim verebileceği gibi, erken evlilik halinde hiç değilse doğum denetimi ile Küçük yaşta gebeliği önleme çalışmaları yapabilir. Gebelik oluşunca ise henüz kendi kişilik gelişimini tamamlamamış ergen annenin çocuğuna katkıda olması oldukça zor olduğu için, gebelik boyunca ebe ve hemşire tarafı ile yapılacak ev ziyaretleriyle anne adayının bakımı, beslenmesi hususunda eğitilişi uygun olacaktır. Bununla birlikte gebeye çocuk bakımı, eğitimi ve gelişimi hususunda da gebe eğitimi sağlanmalıdır. Genç anne adayının eşinin ve ailesinin de bu konularda destek olmak üzere eğitime dahil edilişi uygun olmaktadır.
Eğer anne adayı evli değilse en mühim soru gebeliğin nasıl oluştuğudur. Ailenin onayı olmadan genç gebenin rızasıyla oluşmuş gebelik bir namus konusu haline gelebilir. Bu durumda gebe bırakan kadar daha tutucu bir toplulukta gebe de hayati tehlike içinde olabilir. Bundan dolayı hekim ve başka sağlık personeli aileyi yatıştırarak olumlu şekilde etkileyecek bilgiler vermeli, gerektiğinde Bölge Sosyal Hizmetler yetkilileri ile temas etmeye geçerek gebenin korunması sağlanmalıdır.
Bunun yanı sıra gebelik tecavüz veya ensest neticesi da olabilir. Böyle bir durum oluştuğunda da sağlık personelinin Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Adli kurumlar ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile ilişkileri sağlaması görevidir. Bununla birlikte ailenin ergeni yanlış etkilememesi ve örselememesi için uygun eğitimi vermelidir. Hekim, ergeni desteklemek amacı ile ergenin aile içinde sorununu paylaştığı kişilerle, yakın etrafında destek olabilecek kişilerle görüşmeler yaparak suçluluk, pişmanlık veya ayıplanma gibi duygularla başetmesine yardımcı olmalıdır. Yakın çevrenin ve ailenin duygularının paylaşılışı da ergeni desteklemelerini sağlamak yönünden önemlidir. Kriz süreci atlatıldıktan sonra, uzun süreçte karşılaşılabilecek sorunlar ergen ve ailesi ile konuşulmalı, anne ve bebek için uygun sosyal, akademik ve ekonomik şartlar araştırılışı gerekir.
İlgili aramalar: küçük yaşta evlilik, küçük yaşta hamilelik, küçük yaşta gebelik
Etiketler:
küçük yaşta evlilik,
küçük yaşta gebelik,
küçük yaşta hamilelik
7 Mayıs 2015 Perşembe
Gebelik Şekeri
Gebelik Şekeri (Gestasyonel Diyabet)
Diyabetik gebelikler, annenin sağlığı ve bebeğin sağlığı yönünden tehlikeli komplikasyonlara neden olabilen vakalardır.
Diyabetik bir hamilelikte bir çok maternal ve fetal sorun meydana gelebilir. Bunlar sırasıyla;
1- Anne ölümleri: Çok nadirdir ve gebeliklerinde takip edilişi ve dolayısıyla tedavisi yapılmayan gebelerde, genel olarak beyin kanaması, preeklampsi ya da şeker koması nedeniyledir.
2- İntrauterin fetal ölüm (rahim içi bebek ölümü) : Uzun süreli diyabeti olan ve göz, böbrek gibi organlarda diyabete bağlı damarsal hasar meydana gelmiş diyabetli gebelerde bu risk yüksektir.
3- Düşük (Abortus): İlk trimesterde(1.,2. ve 3. aylar) kan şekeri denetimi kötü olan annelerde ya da diyabete bağlı damarsal farklılıklar oluşmuş hamileliklerde düşük yapma sıklığı artmaktadır.
4- Polihidramnios çocuğun içinde bulunmuş olduğu amniyon sıvısının (rahim içi sıvı) fazla olmasıdır ve diyabetli gebelerde %20 oranında görülmektedir. Polihidramniyos var ise bebek ölümü rizikosu artmaktadır. (erken doğum), doğumsal anomali rizikosu artma göstermiştir.
5- Preeklampsi: Gebelikte tansiyon yüksekliği ile seyreden ciddi bir hastalıktır ve diyabetik gebelerde daha yüksek miktarda görülmektedir.
6- Ablasyo Plasenta (plasentanın rahimden erken ayrılması) görülme oranı artmaktadır.
7- Doğumsal anormallikler (Bilhassa kalp anomalileri, kısa bağırsak sendromu) döllenme den evvel ve bunu izleyen 3* 6 hafta süresince kan şekeri denetimi iyi olmazsa doğumsal anomali sıklığı 3 kat artmaktadır.
8- Yenidoğan ölümü: Risk normalin 3 katı fazladır. Bilhassa hyalen membran hastalığı (RDS=Respiratuar Distres Sendromu) sebebiyle ölüm fazladır.
9- Ölü doğum sıklığında artma olmaktadır. Nedeni plasentaya anne tarafı ile kafi kan getirilememesidir.
10- Lohusalıkta sütün kesilişi daha sık görülmektedir.
11- Annede idrar yolu enfeksiyonları (nefropati, piyelonefrit)
12- Kandidiazis: Pamukçuk da denilen mantar enfeksiyonları sık görülmektedir.
Yeni doğanda sık görülmekte olan hastalıklar:
a)RDS (respiratuar distres sendrom): Surfaktan yapımının bebekteki aşırı insülin düzeyinden etkilenmesi nedeniyle, solunum sisteminin işlevsel gelişimi menfi şekilde etkilenir.(yeni tabiatın solunum sıkıntısı)
b) Makrozomi: 4000 gram ağırlığın üstünde bebek doğumu fazladır. Buna bağlı olarak doğum komplikasyonlarında artma görülür (ağrı zaafı, bebek duruş/geliş anomalileri gibi).
c) Yenidoğan hipoglisemisi (Kan şekerinde düşüklük)
d) Hiperbilirubinemi (Uzamış yenidoğan sarılığı)
e) Hipokalsemi (Kanda kalsiyum düşüklüğü)
Gebelik Şekerinin Anlaşılması
Gebelik şekeri, gebeliğin en fazla görülmekte olan komplikasyonlarındandır (istenmeyen etki). Genelde gebeliğin ikinci yarısında görülmektedir. Gebelikte, vücutta yüksek oranlarda yapılmakta olan hormonların, insülin hormonunun işlevini bozduğundan ortaya çıktığı düşünülür.
Bazı kadınlar, gebelik şekerine adaydırlar:
30 yaş üstündeki gebeler,
fazla kilolu gebeler,
ailesinde şeker hastalığı bulunanlar,
daha öncesinde de iri bebek doğuranlar ya da
daha önceden ölü doğum yapanlar
Bunlar riskli grubu teşkil etmektedir.
Amerikan Diyabet derneği, bütün gebelerde, gebeliğin 24 ila 28. haftaları içerisinde Gestasyonel Diyabet tarama testi yapılmasını tavsiye etmekteshy;dir. Test, 50 gr. glükoz (bir çeşit şeker) içeren bir sıvının alınmasından 1 saat sonra kan şeker seviyesinin ölçülmesinden ibarettir. Eğer kan şekeri yüksek çıkarsa, glukoz tolerans testi denilen, 100 gram. glükozun içilmesinden başlayıp 1, 2 ve 3 saat sonra kan şeker miktarının ölçüldüğü test yapılmaktadır. Eğer bir gebeye gestasyonel diyabet tanısı konulursa, birçoğu kez (%85) diyet kafi olur. Yalnızca %15 kadar olguda insülin kullanılması gerekir. İnsülin kullanacak gebeler günlük olarak evde kolayca kullanabilecekleri aletler ile kan şekerlerini ve idrarlarındaki şeker miktarlarını ölçerler. Doktorlarının önerilerine göre sonrdan insülinlerini uygularlar.
İlgili aramalar: gebelik şekeri nedir, gebelik şekeri neden çıkar, gebeli şekeri nasıl olur, gebelik şekeri kimlerde görülür, gebelik şekeri tehlikeli midir
Diyabetik gebelikler, annenin sağlığı ve bebeğin sağlığı yönünden tehlikeli komplikasyonlara neden olabilen vakalardır.
Diyabetik bir hamilelikte bir çok maternal ve fetal sorun meydana gelebilir. Bunlar sırasıyla;
1- Anne ölümleri: Çok nadirdir ve gebeliklerinde takip edilişi ve dolayısıyla tedavisi yapılmayan gebelerde, genel olarak beyin kanaması, preeklampsi ya da şeker koması nedeniyledir.
2- İntrauterin fetal ölüm (rahim içi bebek ölümü) : Uzun süreli diyabeti olan ve göz, böbrek gibi organlarda diyabete bağlı damarsal hasar meydana gelmiş diyabetli gebelerde bu risk yüksektir.
3- Düşük (Abortus): İlk trimesterde(1.,2. ve 3. aylar) kan şekeri denetimi kötü olan annelerde ya da diyabete bağlı damarsal farklılıklar oluşmuş hamileliklerde düşük yapma sıklığı artmaktadır.
4- Polihidramnios çocuğun içinde bulunmuş olduğu amniyon sıvısının (rahim içi sıvı) fazla olmasıdır ve diyabetli gebelerde %20 oranında görülmektedir. Polihidramniyos var ise bebek ölümü rizikosu artmaktadır. (erken doğum), doğumsal anomali rizikosu artma göstermiştir.
5- Preeklampsi: Gebelikte tansiyon yüksekliği ile seyreden ciddi bir hastalıktır ve diyabetik gebelerde daha yüksek miktarda görülmektedir.
6- Ablasyo Plasenta (plasentanın rahimden erken ayrılması) görülme oranı artmaktadır.
7- Doğumsal anormallikler (Bilhassa kalp anomalileri, kısa bağırsak sendromu) döllenme den evvel ve bunu izleyen 3* 6 hafta süresince kan şekeri denetimi iyi olmazsa doğumsal anomali sıklığı 3 kat artmaktadır.
8- Yenidoğan ölümü: Risk normalin 3 katı fazladır. Bilhassa hyalen membran hastalığı (RDS=Respiratuar Distres Sendromu) sebebiyle ölüm fazladır.
9- Ölü doğum sıklığında artma olmaktadır. Nedeni plasentaya anne tarafı ile kafi kan getirilememesidir.
10- Lohusalıkta sütün kesilişi daha sık görülmektedir.
11- Annede idrar yolu enfeksiyonları (nefropati, piyelonefrit)
12- Kandidiazis: Pamukçuk da denilen mantar enfeksiyonları sık görülmektedir.
Yeni doğanda sık görülmekte olan hastalıklar:
a)RDS (respiratuar distres sendrom): Surfaktan yapımının bebekteki aşırı insülin düzeyinden etkilenmesi nedeniyle, solunum sisteminin işlevsel gelişimi menfi şekilde etkilenir.(yeni tabiatın solunum sıkıntısı)
b) Makrozomi: 4000 gram ağırlığın üstünde bebek doğumu fazladır. Buna bağlı olarak doğum komplikasyonlarında artma görülür (ağrı zaafı, bebek duruş/geliş anomalileri gibi).
c) Yenidoğan hipoglisemisi (Kan şekerinde düşüklük)
d) Hiperbilirubinemi (Uzamış yenidoğan sarılığı)
e) Hipokalsemi (Kanda kalsiyum düşüklüğü)
Gebelik Şekerinin Anlaşılması
Gebelik şekeri, gebeliğin en fazla görülmekte olan komplikasyonlarındandır (istenmeyen etki). Genelde gebeliğin ikinci yarısında görülmektedir. Gebelikte, vücutta yüksek oranlarda yapılmakta olan hormonların, insülin hormonunun işlevini bozduğundan ortaya çıktığı düşünülür.
Bazı kadınlar, gebelik şekerine adaydırlar:
30 yaş üstündeki gebeler,
fazla kilolu gebeler,
ailesinde şeker hastalığı bulunanlar,
daha öncesinde de iri bebek doğuranlar ya da
daha önceden ölü doğum yapanlar
Bunlar riskli grubu teşkil etmektedir.
Amerikan Diyabet derneği, bütün gebelerde, gebeliğin 24 ila 28. haftaları içerisinde Gestasyonel Diyabet tarama testi yapılmasını tavsiye etmekteshy;dir. Test, 50 gr. glükoz (bir çeşit şeker) içeren bir sıvının alınmasından 1 saat sonra kan şeker seviyesinin ölçülmesinden ibarettir. Eğer kan şekeri yüksek çıkarsa, glukoz tolerans testi denilen, 100 gram. glükozun içilmesinden başlayıp 1, 2 ve 3 saat sonra kan şeker miktarının ölçüldüğü test yapılmaktadır. Eğer bir gebeye gestasyonel diyabet tanısı konulursa, birçoğu kez (%85) diyet kafi olur. Yalnızca %15 kadar olguda insülin kullanılması gerekir. İnsülin kullanacak gebeler günlük olarak evde kolayca kullanabilecekleri aletler ile kan şekerlerini ve idrarlarındaki şeker miktarlarını ölçerler. Doktorlarının önerilerine göre sonrdan insülinlerini uygularlar.
İlgili aramalar: gebelik şekeri nedir, gebelik şekeri neden çıkar, gebeli şekeri nasıl olur, gebelik şekeri kimlerde görülür, gebelik şekeri tehlikeli midir
Rahim Kanserinin Belirtileri ve Tedavisi
RAHİM KANSERİ
Rahim kanserine rahmin iç yüzeyinde, yani endometriumda başladığı için endometriyal kanser de denilir. Bilhassa Amerikalı kadınlara musallat olmuş en yaygın kanser türüdür ve erken yakalandığı zaman hemen her zaman tedavi edilebilmektedir. Genelde menopoza girip daha sonra 50 ila 70 yaşları aralığında ortaya çıkmaktadır. Araştırmacılar kesin sebebini bilmiyorlarsa da menopoza girip daha sonra alınan östrojen takviyesinin katkısı varmış gibi görünür.
Rahim Kanserinin Belirtileri
Menopoz sonrası vajinada kanama;
Menopozdan evvel aşırı kanamalı adet görmeler ya da iki adet arasında kanama;
Vajinadan pembe renkte ve sulu bir akıntı gelmesi.
Fazla kilolar endometriyal kansere zemin hazırlar. Hatta tedaviyi de (ameliyat ve ışın tedavisi) zorlaştırır.
Günümüzde, östrojen desteği metodu çok daha düşük dozda östrojeni, ayın belirli bir bölümünde progesteronla beraber kullanarak uygulanmaktadır.Bu nedenle, uygun bir östrojen tedavisi görüyorsanız, bu sizin nüfusun geri kalan çoğunluğundan daha fazla kanser riskine sokmaz. Lakin menopoz belirtilerine karşı östrojen yalnız başına alınırsa kanamaya neden olabilir.
Rahim kanserine yakalanma olasılığı yüksek olan kadınlar; hiç doğum yapmamış bulunanlar, 52 yaşında hala adet görenler, kısırlık ya da düzensiz adet sorunları bulunanlardır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların endometriyal kanser olma ihtimalleri azalmaktadır.
Rahim Kanserinin Teşhisi
Rahim kanseri erken evrelerde belirti göstermemektedir. PAP Smear testi, hadiseyi vakaların yarısından daha azında yakalayabilir ve muayene esnasında da farkedilmez. İlk işaret vajinada kanamadır.
Belirtiler varsa, doktor endometriyal biyopsi yapmaktadır. Doktor muayenehanesinde genel olarak anesteziye gerek olmaksızın, rahimin iç yüzeyinden, analiz edilmek üzere küçük bir parça alır. Rahim kanseri varsa, biyopsi birçoğu kez bunu tespit eder.
Daha kesin bir teşhis için kürtaj gereklidir. Doktor rahimin iç yüzeyini hafif olarak kazıyarak analiz etmek üzere doku örnekleri alır. Bu işlem için herhangi bir şekilde anestezi gerekir ve bu genel olarak hastanede, gece yatmadan, yapılmaktadır. Eğer kanser olduğu tayin edilirse ve rahimden öteye yayıldığını düşündürecek bir neden yoksa, doktor bazı testler yaparak başka tümörler olup olmadığını araştırır.
Genelde yavaş ilerleyen ve teşhis edildiğinde hala yayılmamış olma olasılığı yüksek olan bir türdür. Bu da, yakalanan kadınların birçoğu kez tedavi edilebildiği manasına gelmektedir. Erken teşhis edildiğinde, en az 5 sene kurtulma olasılığı % 88dir. Çevredeki dokulara yayıldığında bile bu oran % 75'dir. Nadir olarak tümörün hızla büyümekte olan öldürücü bir cins olması halinde, sonuç bu kadar iyi olmayabilir.
Rahim Kanserinin Tedavisi
Ameliyat :
Doktorların birçoğu histerektomi (rahmin alınması), tavsiye ederler. Fallop tüplerinin ve yumurtalıkların da alınması gerekir, çünkü kanserin bu organlara da yayılma eğilimi bulunur.
Radyasyon ;
Kanser rahmin ötesine de yayılmışsa, ameliyat sonrası radyasyon tedavisi yapılışı gerekir. Bazı zamanlar ameliyat yerine radyasyon kullanıldığı da olmaktadır. Bu, genel anestezi altındayken vajina ya da rahime bir alet ya da radyum yerleştirilip yapılmakta olan derin bir radyoterapidir. Radyum vücudun içinde birkaç gün kalır ve bu süre içinde hastanede yatılması gerekir. Bazı durumlarda da birkaç metod bir arada kullanılır.
İlaç Tedavisi;
Eğer kanser bedeninizin başka yerlerine metastaz yapmışsa (yayılmışsa), projesteron büyümeyi genel olarak durdurur. Bu 2 ila 3 sene içindir, hatta bazı zamanlar daha bile uzun olabilir. Başka antikanser ilaçlar da kullanılabilir.
Sağkalım
Evre 1 endometrium kanserinde beş senelik sağkalım oranları % 90 dolayındadır. Bu oran Evre 2 vakalarda bir miktar düşüşle %69 ila 83 arasında keşfedilmiştir. Evre ilerlediği müddetçe sağkalım %40'lar dolayına iner. Nüks ederse bu ilk iki sene içinde en fazla oranda görülmektedir. 5 yıldan sonra nüks etmesi epey nadir görülen bir durumdur.
İlgili aramalar: rahim kanseri, endometriyal kanser, rahim kanserinin belirtileri, rahim kanserinin tedavisi, rahim kanseri öldürür mü
Rahim kanserine rahmin iç yüzeyinde, yani endometriumda başladığı için endometriyal kanser de denilir. Bilhassa Amerikalı kadınlara musallat olmuş en yaygın kanser türüdür ve erken yakalandığı zaman hemen her zaman tedavi edilebilmektedir. Genelde menopoza girip daha sonra 50 ila 70 yaşları aralığında ortaya çıkmaktadır. Araştırmacılar kesin sebebini bilmiyorlarsa da menopoza girip daha sonra alınan östrojen takviyesinin katkısı varmış gibi görünür.
Rahim Kanserinin Belirtileri
Menopoz sonrası vajinada kanama;
Menopozdan evvel aşırı kanamalı adet görmeler ya da iki adet arasında kanama;
Vajinadan pembe renkte ve sulu bir akıntı gelmesi.
Fazla kilolar endometriyal kansere zemin hazırlar. Hatta tedaviyi de (ameliyat ve ışın tedavisi) zorlaştırır.
Günümüzde, östrojen desteği metodu çok daha düşük dozda östrojeni, ayın belirli bir bölümünde progesteronla beraber kullanarak uygulanmaktadır.Bu nedenle, uygun bir östrojen tedavisi görüyorsanız, bu sizin nüfusun geri kalan çoğunluğundan daha fazla kanser riskine sokmaz. Lakin menopoz belirtilerine karşı östrojen yalnız başına alınırsa kanamaya neden olabilir.
Rahim kanserine yakalanma olasılığı yüksek olan kadınlar; hiç doğum yapmamış bulunanlar, 52 yaşında hala adet görenler, kısırlık ya da düzensiz adet sorunları bulunanlardır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların endometriyal kanser olma ihtimalleri azalmaktadır.
Rahim Kanserinin Teşhisi
Rahim kanseri erken evrelerde belirti göstermemektedir. PAP Smear testi, hadiseyi vakaların yarısından daha azında yakalayabilir ve muayene esnasında da farkedilmez. İlk işaret vajinada kanamadır.
Belirtiler varsa, doktor endometriyal biyopsi yapmaktadır. Doktor muayenehanesinde genel olarak anesteziye gerek olmaksızın, rahimin iç yüzeyinden, analiz edilmek üzere küçük bir parça alır. Rahim kanseri varsa, biyopsi birçoğu kez bunu tespit eder.
Daha kesin bir teşhis için kürtaj gereklidir. Doktor rahimin iç yüzeyini hafif olarak kazıyarak analiz etmek üzere doku örnekleri alır. Bu işlem için herhangi bir şekilde anestezi gerekir ve bu genel olarak hastanede, gece yatmadan, yapılmaktadır. Eğer kanser olduğu tayin edilirse ve rahimden öteye yayıldığını düşündürecek bir neden yoksa, doktor bazı testler yaparak başka tümörler olup olmadığını araştırır.
Genelde yavaş ilerleyen ve teşhis edildiğinde hala yayılmamış olma olasılığı yüksek olan bir türdür. Bu da, yakalanan kadınların birçoğu kez tedavi edilebildiği manasına gelmektedir. Erken teşhis edildiğinde, en az 5 sene kurtulma olasılığı % 88dir. Çevredeki dokulara yayıldığında bile bu oran % 75'dir. Nadir olarak tümörün hızla büyümekte olan öldürücü bir cins olması halinde, sonuç bu kadar iyi olmayabilir.
Rahim Kanserinin Tedavisi
Ameliyat :
Doktorların birçoğu histerektomi (rahmin alınması), tavsiye ederler. Fallop tüplerinin ve yumurtalıkların da alınması gerekir, çünkü kanserin bu organlara da yayılma eğilimi bulunur.
Radyasyon ;
Kanser rahmin ötesine de yayılmışsa, ameliyat sonrası radyasyon tedavisi yapılışı gerekir. Bazı zamanlar ameliyat yerine radyasyon kullanıldığı da olmaktadır. Bu, genel anestezi altındayken vajina ya da rahime bir alet ya da radyum yerleştirilip yapılmakta olan derin bir radyoterapidir. Radyum vücudun içinde birkaç gün kalır ve bu süre içinde hastanede yatılması gerekir. Bazı durumlarda da birkaç metod bir arada kullanılır.
İlaç Tedavisi;
Eğer kanser bedeninizin başka yerlerine metastaz yapmışsa (yayılmışsa), projesteron büyümeyi genel olarak durdurur. Bu 2 ila 3 sene içindir, hatta bazı zamanlar daha bile uzun olabilir. Başka antikanser ilaçlar da kullanılabilir.
Sağkalım
Evre 1 endometrium kanserinde beş senelik sağkalım oranları % 90 dolayındadır. Bu oran Evre 2 vakalarda bir miktar düşüşle %69 ila 83 arasında keşfedilmiştir. Evre ilerlediği müddetçe sağkalım %40'lar dolayına iner. Nüks ederse bu ilk iki sene içinde en fazla oranda görülmektedir. 5 yıldan sonra nüks etmesi epey nadir görülen bir durumdur.
İlgili aramalar: rahim kanseri, endometriyal kanser, rahim kanserinin belirtileri, rahim kanserinin tedavisi, rahim kanseri öldürür mü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)